Başka bir deyişle, bir fabrika, işlik ya da maden sahibi, kırk saatlik bir işin yapılmasını istiyorsa, bu işi yapacak kimseye yaşanmasına yetecek ve öldüğünde ya da çalışamayacak kadar yaşlandığı zaman onun yerini alabilecek çoçuklar yetiştirmesine yetebilecek bir ücret vermek zorundadır.
“Hep dinlerim. O yüzden bu kadar düşünüyorum zaten. İnsanların konuşmalarını dinliyorum, dinliyorum, sonra bir zaman geliyor, insanların duygularını işitebiliyorum. Hep sürür gider bu. Dinliyorum, hissediyorum.”
“Vaaz aslında bir ses tonu. Olaylara bir bakış açısı. Vaaz demek, millet seni gebertmek isterken senin onlara iyi davranman demek. McAlester’de geçen Noel’de misyonerler bize iyilik etmeye geldiler. Üç saat süren bando konseri verdiler bize bir kere. Oturup dinledik. Bize iyi davranıyorlardı. Ama içimizden biri kalkıp o salondan çıkmak istese, hücre cezası hazırdı. İşte vaaz bu...
İnsan ne birhayvan ne de bir bilgisayardır. Eğer yaşama dönük sevinç ve anlamlı ilgi duymazsa, bedensel açıdan canlı olmakla birlikte ruhen ölmüş hissederse, can sıkıntısı çeker,yaşamdan nefret etmeye başlar ve yaşamı yok etmeyi arzular...