Bazen bazı anlarda hayat çok ilginç. Hiç gitmez, hiç bitmez dediğimiz ya da o şekilde düşündüğümüz birçok şey yaşıyoruz ve şahit oluyoruz. İçimizden farklı da gelse davranışımız o yönde olmayabiliyor. Buna yaşam diyoruz; her şeyiyle, her anıyla.
Bazen özlüyoruz birilerini, bazense hiç önemsemiyoruz kimseleri. Yorgun argın yaşamaya çabalıyoruz.
Bazen, hiç farkında olmadan bazı anların, anıların sonunu yaşıyoruz. Ama işte farkında olmuyoruz...
Hayalleri ve umutları bir kenara bırakalım, yaşamın tadını ve kokusunu merak ediyorum. Uzaklarda ve yakınlarda birtakım insanlar bulunuyor kim bu insanlar? Neden var ve neden haberli habersiz göçüp geliyorlar ve tabii birde merak ediyorum nereden geliyorlar? Onlar, bizler...
Ne çok nefes var şu yeryüzünde ve hatta gökyüzünde ama bir saniye aklıma bir şey geldi:
Nasıl böylesine aynıyken aslında bambaşka kişileriz bu mümkün mü "evrensel" varsa eğer her birimiz bir noktada aynı yerde olabilmekteyiz demektir. Fakat görüyorum ki siyasilerimiz, emellerimiz, sosyal anlayışlarımız bir araya geliş itibarindeki amaç doğrultusu ile birbirlerinden bambaşka; kimisi ölümden kaçma arzusuna kapılmışken kimisi yetersizlikleri geride bırakma niyetinde idi ve anlıyorum ki yaşam, nefesten ziyade kader ortaklarıyla aynı mücadeleyi vermekti.
Gördüklerimi refere ederek diyorum ki zaman ve nesil değiştikçe amaç ve mücadele şekli de ve hatta pek mümkün kader ortakları da değişiyor, değişti, değişmekte. İşte tüm bunlardan anladığım ve farkına varmakta olduğum bir nokta var; kızıllar ve morlar zoraki süreçlerde bir araya gelerek bugünleri, yarınları ve hatta sonsuzları bile inşâ etmişler. Öyleki bizler de onların birer parçası ve kaderlerinin devamıyız. Yansımayız, aynayız ardını gösteren her ne ise o'yuz.
"Hayat yolunda sen çabalarsın, bir şeyler değişir ya da değişmez. Sonucun ne olduğu, ne yapman gerektiği gerçeğini değiştirmez, her halükârda mücadele etmek zorundasındır. Hayat mücadele üzerine kurgulanmıştır."