Veda ya da Buda dinini Hint kültürünün ruhu, merkezi ve temel dayanağı saymadan, Hint kültüründen kim söz edebilir? Lao Tsu ve Konfüçyüs'ten söz etmeden -bunların sadece Eski Çin kültürü nün oluşumunda en etkili şahsiyet olduğunu kabul etmek değil, aksine bu eski milletin kültürünün ruh kaynağı ve temel ekseni ol duğunu kabul etmeden- Eski Çin kültür ve medeniyelinden kim söz edebilir?
Bu nedenle tarih3 boyunca insanlar dindardılar ve bütün toplum lar dindar olmakla kalmamışlardı; üstelik temel dayanakları da din idi. Ayrıca geçmiş toplumlar sadece kültürel, manevi, ahlaki ve fel sefi açıdan dindar değillerdi; aksine maddi ve ekonomik yaşam bi
çimleri ile eski şehirlerin mimari yapısı dahi dini bir hüviyete da
yanmaktaydı.
Dedigim gibi eski, klasik şehirlerin çoğu birer sembol idi. Yani ya pılar, şehrin sembolü konumunda olan bir mabet etrafında dönüp dolanır. Tıpkı Paris şehrinin sembolü olan Eyfel Kulesi gibi. Geç mişte de mabet şehrin sembolü idi. Mesela Delfi Mabedi Atina'nın sembolü konumundaydı.
Bu nedenle peygamberlerimiz, yani tarihi hareketin kurucuları -ki bizim inancımıza göre Adem'den, bugünkü insan nesiinin ilk baş langıcından başlar ve bu hareketin son halkası olan son Peygam ber'e kadar devam eder- lbrahiml din veya genel anlamıyla lslam dini, hangi kesime, hangi fikre ve hangi sosyal yapıya karşı kıyam etmişler? Ve bu diniere karşı (İbrahim! dinler) direnen, mücadele eden ve savaşan hangi kesimdi, hangi cenahtı? Elbette "küfür". An cak bu, dinsizlik anlamında değildir, yani dinsiz kafider değil. Ya ni peygamberler halkı dine, dini duygulara davet etmek için gel mediler. Peygamberler, toplumu ve fertleri bir dine -dini bir duy guya ve inanca- sahip olmaları gerektiği konusunda ikna etmeye gelmediler. Peygamberler, toplurnlara kulluğu tebliğ
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
son zamanlarda şu nu anladım ki insanlı� tarihi boyunca din, bizim anladığımız ma nada küfür ile -yani dinsizlik veya inançsızlıkla- mücadele etme miştir. (Bu durumu fark etmek çok kolay olup felsefi ve ilmi açı dan karmaşık olan bir mesele değil. Ancak birçok basit mesele var dır ki onlara gereken ehemmiyeti vermediğimiz için çok olumsuz sonuçlara sebebiyet vermektedir.) Zira geçmişte dinsiz ve ilahsız bir toplum ya da sınıf yoktu. Bütün tarihi bilgi ve belgeler -tarih sosyolojisinin, din sosyolojisinin insanla ilgili bütün tarihi belgele ri- şunu göstermek�edir ki insanlar toplumsal yaşamları boyunca dindar idiler.
Her zaman bana "Sen bir aydın olarak nasıl olur da dine bu kadar dayanırsın?" diyen aydınlara şunu demek istiyorum: "Benim sözü nü ettiğim din, geçmişte tahakkuk etmiş ve toplumda hakim olan din değil; aksine sözünü ettiğim din, tarih boyunca topluma hakim olan dini ortadan kaldırmayı hedef edinmiş dindir. Şirk dininin her türlüsünü ortadan kaldırmak için kıyam eden peygamberlerin dininden söz ediyorum. Ki sosyal açıdan ve halkın toplumsal ha yatı anlamında tarihte hiçbir zaman tam olarak tahakkuk etmemiş tir. Bu nedenle bizim sorumluluğumuz, bu dinin tahakkuk etmesi için çalışmaktır . Bu mesuliyet tevhid peygamberleri tarafından ilan edilen, gelecekte tevhid dininin beşeri toplurnlara hakim olması ve uyutan, uyuşturan ve tevilci şirk dinlerinin yerini alması için ge rekli olan insani bir sorumluluktur."
Bu nedenle bizim dine dayanmamız ve ona vurgu yapmamız, geri ye dönüş değil; aksine tarihin direniş ve kıyam hareketini idame ettirmektir.
Bu nedenle 19. yüzyılda söylenen şu söz doğrudur: "Din, halkların ölümden sonraki hayata bağladıkları ümit dolayısıyla bu dünyada ki mahrum, zavallı ve perişan durumlarına tahammül etmelerine sebep olan bir afyondur. Din afyondur. Zira 'insanların başlarına gelen her şey Allah'ın eliyle ve iradesiyledir; durumunu değiştir mek ve düzeltmek için yapılan her çaba Allah'ın iradesine karşı gelmektir', düşüncesinin sebebi dindir." Bu nedenle bu söz (din af yondur) doğrudur, doğrudur! Ve aynı şekilde 18. ve 19. yüzyıl ay dınlarının; "Din, insanların ilmi hakikatıere karşı bilgisizliğinin bir ürünüdür." "Din, insanların boş ve anlamsız korkularının bir ürü nüdür." ve "Din, feodalite dönemindeki kayırmanın, ayrımcılığın, sermayedarlığın ve yoksunluğun bir ürünüdür." sözleri de doğru dur ve gerçeği yansıtmaktadır