Durkheim'in ifadesiyle bir kutsala inanmak ya da Kur'an'ın deyimiyle gayba inanmak, insanoğlunun içinde var olan fıtri bir ihtiyaçtır. Bu fıtri ihtiyaç her zaman var ol muştur. Bir şeyin fıtri ve içgüdüsel oluşunun iki delilinden biri o içgüdünün devam etmesi, diğeri de her zaman ve her yerde o iste ğin artması ve yayılmasıdır. Öyleyse bu alametler, tapmanın fıtri ve içgüdüsel bir şey olduğunu göstermektedir. Herhangi bir milletin tarihi sürecine göz atacak olursak, tarihinin hiçbir döneminde bir ilaha tapmadan, kulluk etmeden yaşamaclığını görürüz. Ya da tari hin bir döneminde bütün toplurnlara da baksak tapmanın ve kul luğun her yerde ve bütün toplumlarda olduğunu görürüz. Bu da tapmanın fıtıi bir olgu olduğunun göstergesidir.
Bu duygu (din aracılığıyla kulluk etme duygusu); tevhide yönel meye, alemiere hakim olan bu kudreti tanımaya ve neticede irade sahibi dipdiri bir güç olan ve bir amaca hizmet eden alemi bu şek liyle tanımamıza sebep olur. Aynı şekilde bu kulluk duygusu tev hid dini sayesinde tarihte insanlığ;ın vahdeti; bütün soyların, sınıf larİn, aşiretlerin, ailelerin ve kişilerin birliğ;i; hakların, hukukların, değ;erlerin, şeref ve haysiyetin birliğ;i olarak tecelli eder.
Küfür, örtrnek anlamındadır. Tıpkı ekin işinde olduğu gibi. Önce tohum ekilir, sonra da onun üzeri toprakla örtülür. Insanın içinde de hakikat vardır. Ancak bu hakikatin üstü cehalet, kin, menfaat çilik veya mutlak bir bilgisizlik gibi sebeplerden dolayı siyah bir perde ile kaplanmış ve örtülmüştür. Bu nedenle ona küfür denir. Fakat bu küfür, din hakikatinin üzerini, dinsizlik vasıtasıyla ört rnek değil; aksine din gerçeğinin üzerini, başka bir din ile örtmek tir.
Ne islam'da ne kadim metinlerde ne tarihte ne de dinlerin herhangi birinde küfre dinsizlik anlamı verilmiştir. Zira dinsizlik diye bir şey yoktur.
Bu nedenle küfrün kendisi bir din idi. Tıpkı bir dinin, diğer bir di ni küfür olarak görmesi gibi; o küfür dini de kendisini küfürle it ham eden dinin küfür dini olduğuna inanmaktaydı. Dolayısıyla küfür, başka bir din demektir, dinsizlik değil. O nedenle tarih bo yunca -ister lbrahim1 dinlerin tarihi olsun, ister Doğu ya da Batı dinlerinin tarihi olsun fark etmez- ne zaman ki bir peygamber ve ya dini bir hareket ortaya çıkmışsa, öncelikle mevcut din1 yapıya karşı çıkmıştır ve bu zuhur eden harekete karşı kılıç çeken, ona karşı direnen ve önünde duran ilk güç de din (mevcut din) olmuşTur