Ferah

Ferah
Emekli
Balıkesir
Kayseri, 15 Şubat
2.008 moderatör puanı
6,2bin kütüphaneci puanı
9654 okur puanı
Kasım 2014 tarihinde katıldı
Kimi bir nefeslik ferahlığı :)
Bakmakla görmenin aynı manaya gelmediğini çipil gözlüler bile bilir. Baktığımızla gördüğümüzün aynı şey olmayabileceğini de... Mesela kimi ağaca bakar yaşını görür, kimi tazecik yemişini. Kimi yangına bakar, ateşi görür, kimi çoktan küle dönmüş bir şeyleri. Kimi gökyüzüne bakar, yıldızları görür, kimi ölmüş annesini.
Sayfa 126 - Hep Kitap
Roman
Reklam
Hafta sonu falan filanları :)
Dünyaya gelmesinin ilahi bir sebebi olduğuna inanarak, inanılmasını bekleyenlere rağmen, aynı mahallede oturduğu ya da aynı iş yerinde çalıştığı halde birbirlerine günaydın veya merhaba demekten selam vermekten aciz olanlara rağmen, burnu düşse yerden almayacak kibirlilere bencillere saygısızlara rağmen, kişisel menfaatleri için her şeyi mübah sayanlara rağmen. Hepsine rağmen her şeye rağmen.. Birbirimizin kalbindeki dertleri, acıları, coşkuları, beynindeki düşünceleri fikirleri bilemeyiz. İnsan insana her dem biraz da olsa muğlaktır aslında. Niyet sorgulamadan, niyetimizle yargılamadan ancak hissetmeye çalışır, anlamayı denersek ve saygı duyarsak, mantıklı, anlaşılır, değerli yararlı davranışlarda bulunarak insan olmanın tadına varabiliriz. Bırakın dönen dünya olsun, biz değil.. youtu.be/LQA4bKB5kwA
Hayat
Ben kim miyim!
Bugün radyoterapimin yirmi beşinci, kemoterapimin ise beşinci günü. Bir kaç ay önce boğulurcasına öksürük nöbetleri sonrasında gittiğim dahiliye uzmanı, onkoloji servisine yönlendirdiği zaman anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. "Akciğer kanserisiniz" dedi doktorum. Üzüldüm, "tahliller, tetkiklerde başka organlara yayılmamış, ameliyata gerek olmadan radyoterapi ve kemoterapi ile sizi sağlığınıza kavuştıracağız inşallah" sözleriyle de şükürler ettim. Ben kim miyim? Uzun yıllardır kendime sıkça sorduğum bu soruya cevap ararken, kim bilir belki de anlattıklarım sonrasında siz bana kim olduğumun cevabını verirsiniz. Bir Üsküp sabahında babamla annem, ben ve kardeşlerimi karşılarına alarak "evimizi sattık, İstanbul'a yerleşiyoruz" dediklerinde sevinç ve hüznü aynı anda yaşadığımı bugün gibi hatırlıyorum. Küflü anılarım vardı, pas tutmuş, temizlemek istemediğim bir o kadar da parlak, hatırladıkça ruhumu aydınlatan. Bahçe içerisinde iki katlı bir evimiz vardı. Babam devlet dairesinde memur, annem sosyal hizmetler görevlisi. İki ablam, iki kardeşim toplam beş çocuktuk, hepimiz öğrenci. Mahallemiz müslüman, sırp, arnavut ve hırvat komşularımızla kimi zaman iyi kimi zaman tuhaftı. Dini bayramlarda Müslüman öğrencilerin giydiği bayramlıklar, sırp öğretmenler tarafından kirletilmeye çalışılırken, aynı mahallede komşumuz olan sırplar, bizlere olan saygılarından dinimizin yasakladığı değerlere dikkat ederlerdi. Hırvat sırpla, boşnak arnavutla evlenir, kimse kimsenin dinini, milliyetini sorgulamazdı. Çocuk her zaman her yerde çocuktur, milliyeti, dini değerleri yüreğinde kirletmeden, zihninde süzmeden başka bir çocuğu, çocukça, masumca sever. Biz de öyle severdik. 13 yaşlarımda iken hep birlikte İstanbul'a göç ettik. Tıpkı Üsküp'te sattığımız eve benzer bir ev satın almıştı
Düşe kalka :)
Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı.
Sayfa 109 - Hep Kitap
Roman
Kahvem :)
İşin doğrusu şu ki açığını da, koyusunu da sevmem meretin. Çay sevmem. Ama soğuk günlerde buz kesmiş elleri ısıtmaya birebir olduğunu bilirim. Tanımadığım bir yerde cemiyetle ahenk içinde görünmek istiyorsam, bir çay söyleyip arkama yaslanmanın işe yarayacağını da.
Sayfa 90 - Hep Kitap
Roman
Reklam