Eskiden kapıyı açık tutar; yabanlıklarını giyip, saçını güzelce düzeltip, gözlerine ışıltılı bir bakış yerleştirip eşikte efil efil beklerdi.
Tazecik limon kolonyası gibi beklerdi.
Bir bardak soğuk su gibi, açık bir kucak gibi, bozulmamış tebessüm gibi beklerdi.
Umutla beklerdi.
Bazen böyle olur, siz kendiniz bile fark etmeden birini bırakıverirsiniz. O da sizin gibi bunu anlamaz ve gittiğiniz her yere yanınızda gelmeyi sürdürür. Hayatınızın ışık kaynağından karanlık gölgesine dönüşür. Böyle zamanlarda birinin çıkıp, birinin diğerinden önce ayrılıp "Aaaa, biz aslında ayrılmışız. Fark etmemişiz ama baksana düpedüz ayrıyız. E o zaman hadi artık buna uygun davranalım" demesi gerekir.
Susanların hikayesi büyük oluyor, sessizlikleri nispetinde dallanıp budaklanıyor....
Artık dönmeyecek bir sevgiliyi beklediğini söyleyenler de var, mezara verilmiş evladının yolunu gözlediğini de. Hemfikir olduğumuz yegane husus, beklediğinin gelmeyeceği.
Ve birbirimize itiraf etmesek bile, bunda hepimizi büyüleyen bir şey var: Gelmeyeceği aşikar birini bekleyebilmenin o muhteşem, görkemli, kederli ve korkunç güzelliği.
Bizi kimse, bizi kimse böyle bekleyerek ama gene de beklentisizce sevmedi.
Peki ya biz kimseyi?
Yapmazsam uykularımın sahibi belirsiz mırıltılarla bölüneceğini, yapmazsam kimsenin sebebini anlayamadığı bir şekilde iştahımın kesileceğini, yapmazsam boğazımdan huzurlu bir lokma geçmeyeceğini bildiğim irili ufaklı bir dolu başka şey gibi, onu da yapmıyorum.