Kinyas’ın yaşıyor olması bir mucize gibiydi. Ölümü herkesten çok arzulayan, intihar eğilimleri fazlasıyla gelişmiş ve kendine zarar vermeyi ibadet haline getirmiş bir insanın bedeninin hayatta kalmaya çalışması çok büyük bir çelişkiydi. Sağlıklıyken aldığı her nefes boğazını yakarken, o aynı nefesi bin bir güçlükle içine çekmek için ağzını kocaman açışını görmek, bana bir kez daha Kinyas hakkında pek bir şey bilmediğimi düşündürdü. Zaten bizim gibi insanların dayanıklılığı çok anlamsız ve iğrençtir. Parazitler gibi dünyanın üzerine yapışmış olan bizler, ölümsüzlüğe en yakın olan kişileriz. Ve bizim yanımızda, hayatlarında birçok amaç taşıyan ideal insanlar böcekler gibi dökülürler. Belki de dünya üzerindeki en gerçek adaletsizlik...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ahlak eğitimi dediğimiz şeyin büyük bir bölümü, aslında, içgüdünün yapay bir biçimde değiştirilmesi ve saptırılmasından başka bir şey değildi; eğitimle hırçınlık gözü pek özveriye, bastırılmış cinsellik de dinsel duygulara dönüşebiliyordu."
"Bu durumda, paranın erkinin efendisi nasıl olabilirim? Bunun en basit yolu onun etki alanından, yani uygarlıktan uzaklaşmak olurdu: Kıra gitmeli, kök yemeli ve kaynak suyu içmeliydim; çırılçıplak dolaşmalı ve bir hayvan gibi yaşamalıydım. Ama bu, gerçekleştirilmesi çok güç olmasa da toplumsal bir kurguyla mücadele etmek olmazdı, dövüşmüş bile olmazdım. Kaçmaktı bu. Elbette kavgaya girilmezse gerçekten mağlup da olunmaz. Ama manevi olarak mağlup olunur, çünkü aslında gerçekten dövüşülmüş olunmaz."