Hayat, zehirli sarmaşıklarında merhamet ve sevgi yetiştiren bir ağaçlı.
Sarmaşığın dallarında nefret ve kin yer alıyordu; merhamet ve sevgi tomurcuklarını verdiği zaman nefret ve kin, dallarında kurur ve yere düşerdi. Toprak ise gerçekliğin ta kendisiydi ve düşen dalı içine alır, tekrardan büyütür yetiştirirdi.
Merhamet ve sevginin olduğu yerde nefret ve kin olmak zorundaydıfakat nefret ve kinin olduğu yerde merhamet ve sevgi herzaman yer alamazdı.
Vazgeçtiğimiz sessizliğimizi dolduran çığlıklar, görmediğimiz kişiliğimizin
kurtuluş için yaptığı tek çağrıdır.
Vazgeçen her insanın bir öyküsü olduğuna inanıyordum ama vazgeçmesine
sebep olan her olayın da bir sonucu olduğunu biliyordum,
sonuçlar kör bir bıçakla kesildiğinde ele bulaşan sebepler boş bir fanusa
dönüşürdü ve balıklar ölürdü.
Balıklarım ölmüştü ve fanusum paramparça olmuştu
Vazgeçmiştim: ne uğruna, ne için vazgeçtiğimi bilmiyordum ama
vazgeçmiştim. Yaşamaktan değil belki yaşatılmaktan... ölümden değil
belki öldürülmekten... Kimsesizlikten değil belki kimsesiz bırakılmaktan...
Bir şeylerden vazgeçmiştim ve bunun sonucunu bilmiyordum.