Yaşayanlardan çok ölülerin yanında hissediyordu kendini. Ölülerle ve imgelerle birlikte yaşamı yakalıyordu, yaşayanlara katıldığında ölüme çekiliyordu.
Bir adaya gitmişti, başka bir ülkede. Beyazla yıkanmış evleriyle, taşlık, çorak bir ada. Ülkenin en güneyinde, öylece tek başına. Yaşlı yazar dostu onu kolundan tutup karşılarında uzanan açık denizi göstermiş, "İşte burası dünyanın bittiği yer," demişti. Gözleri lacivert denize dalmış bakarken yaşadığı özgürlük kısa sürmüştü, ama Hektor o anı hiç unutmadı.
Güneşe baktı, gün batımına az kalmıştı. Her zamanki güneşti bu, ama değildi, çevresindeki her şey eskisinin aynıydı, yine de farklı. Durağan görünen her şeyin aslında dans edip durduğunu hissediyordu, kendi hücrelerinin de. Bu tuhaf algıların kendisine bildik gelmesini anlayamıyordu. Kendiydi, ama değildi sanki.
Eskiden güneş batmadan yataktan çıkmazdım. Günle yüzleşmek zor gelirdi. Sonra hayatımı değiştiren bir şey oldu, sabahın erken saatlerinde kalkıp buraya gelir oldum. Kimsenin gelmediği bir yerde tek başıma olabilmek hoş.