Bilim kurgu denince, akla kuşkusuz bu türün altın çağının üç büyük ismi gelir: Asimov, Clarke, Heinlein (Sıralamam da bu şekilde olurdu). Bu dönem kabaca 1938-46 arasını kapsar. Bir on yıl sonra, yani 1957'de Fred Hoyle tarafından kaleme alınan ve şu an incelediğimiz Kara Bulut adlı kitap, başta adı geçen üç dev ismin bol ödüllü eserlerinden aşağı kalır değil. Her nedense, böylesi müthiş bir bilim kurgu klasiği kimsenin gözüne çarpmamış. En azından bu türün klasiklerinin yakaladığı popülerliğe ulaşamamış gibi.
Kitabın içeriğini burada anlatıp "inceleme soslu" bir özet sunma niyetim yok. Belki bir iki cümle ile tanıtıp başka kısımlara değineceğim.
Gözlemler sonucunda güneş sistemine yaklaştığı keşfedilen ve hesaplanan açıyla ilerlediği sürece dünyayı kuşatması beklenen kozmik bir kara bulutun, insanlığı siyasi, sosyolojik, ekonomik, askeri ve psikolojik anlamda nasıl ve ne süreyle etkileyebileceğini tartışan bir grup bilim insanının karşılaşılan sorunlara çözüm bulma serüvenini anlatıyor kitap. (Yapay zeka değil, alın teri :)
Diyalog kurma, sürdürme konusu kitaplarda olduğu gibi filmlerde de önemsediğim bir konu. Bir filmin kaliteli mi yoksa kalitesiz mi olduğu, filmde geçen diyalogların yüzeysel olup olmadığından rahatlıkla anlaşılabilir. İnce işlenmiş, üzerine düşünülmüş, kafa yorulmuş ve derinlik kazandırılmış diyaloglar, senaryoya hem çok boyutluluk hem de sahicilik katar. Kitaplar için de durum böyledir. Bazı kitaplar diyalogları kısa tutup, karakterin kendi iç sesinden derin betimlemeler, ayrıntılı düşünceler aktarma yolunu seçse de, bunun sohbet esnasında gerçekleşmesi farklı bir doku kazandırır esere.
İşte bu kitap, neredeyse tüm süreci diyalog üzerinden yürütüyor. Bilim insanlarının bir sorunu ele alış tarzına, o sorunu çözme girişimlerine, eksik veya