İnsanın eşi, dostu bir meyve gibidir. Her meyve de bir değildir. Kimi insan portakal, ceviz gibidir. Dışı sert ve acı olabilir ama içi tatlıdır. O tatlı kısma ulaşmak için önce o kabuğu aşmak gerekir. Kimi insan da şeftali, erik gibidir. Dışı tatlıdır ama derininde dokunulmaması gereken acılar vardır. İşte eşini, dostunu tanımak bu sebeple önemlidir. Onun hangi tip bir meyve olduğunu bilip ona göre davranmalı. Keza bu b izim için de böyle. Eşimiz dostumuz da bizim ceviz mi elma mı olduğumuzu bilip ona göre davranmalı.
Kalabalıktan sıkılan, daralan birini kalabalıkta tutmak ona nasıl eziyet veriyorsa yalnız kalmaktan bunalan birini yalnız ve sosyallikten uzak tutmak da o derece eziyetlidir.
Bir insanı gerçekten tanımak mühimdir. Yoksa kendi tarzımız ve kendi doğrularımız ile yalnızca etrafına şekil ve yön vermeye çalışan bir zorbaya dönüşürüz.
Fatih KARAKAYA
13.10.2024
Marmaris
Bir zamanlar düşüncelerimi de yansıtma imkanı bulduğum minik hikayeler yazardım. Sonra hayatım, önceliklerim değişti. Daha az okur ve hiç yazmaz oldum. Bu niteliklerimi nasıl tekrar kazanabilirim bilmiyorum. Ancak 1K'nın bana kattığı güzel özellikleri özlüyorum. Daha çok okuyabilmek ve bir şeyler karalayabilmek dileğimi de şuraya bırakıyorum.
Gözlerimi ona kaydırdığımda anlık olarak bakışlarını yakalamıştım, hemen gözlerini kaçırdı. Yanaklarında oluşan pembeliklerin bana özel bir şey olduğunu düşündüm, dudaklarının kenarında oluşan kıvrımın içten bir gülümseme olduğunu da. Yürüyoruz. Meali "Zamanımı seninle geçirmek istiyorum." olan "Bir şeyler yapalım mı?" soruma karşılık hayvanat bahçesine gitme fikrine itiraz etmek istesem de edemedim, hatta düşüncelerimi kenara bırakıp çok sevindim. Haliyle buluşmadan 3-4 saat öncesinden hazırdım bile.
İlk kez seviyorum birini, yani ilk kez aşık oluyorum. Yirmi yedi yıl birine aşık olamamak ya da olmamak göğsümde taşıdığım bir madalya gibiydi. Sürekli yeni sevgili edinip ayrılan arkadaşlarıma gösterip dururdum bu madalyayı. Onların boş işlerle uğraştıklarını, hayatta birine bağlanmak kadar salakça bir şey olmadığını papağan gibi tekrar ederdim. Bunu bir arkadaşıma en son 1 ay önce söyledim, 2 hafta sonra aşık oldum işte. Bu kadar hızlı "salakça" bir şey yapacağımı, birine tutulmanın, daha doğrusu tutunmanın nasıl bir şey olduğunu anlayacağımı tahmin edemiyordum. Şu aşk olayının en güzel yanı ise nasıl olduğunu, nasıl geliştiğini ve ne zaman fark ettiğimi anlayamamam. Sürekli göz ucuyla ona bakma isteği, yüz yüze gelince kasıntı kasıntı havalara girip onu etkilemeye çalışmam, bazen onu düşünüp yapacağım işi unutmam. Bunlar kendiliğinden gelişen şeyler, fark edince utanıyorum.
İlk "Bir şeyler yapalım mı?" sorusunu geçen hafta sordum. Biraz şaşırdı, neden der gibi baktı. Sanırım giriş için yanlış bir soruydu, "Ee ne yapacaksın bu akşam, planın var mı?" gibi bir şey sormalıydım. Tabii bunu düşünebilecek aklımı yitirmediğimden emin değildim, birden soruverdim böylece. Pazar günü müsaitmiş, tiyatroyu çok seviyormuş, o gün de çok sevdiği bir oyun varmış, gidebilirmişiz.
Şimdi hepimiz ölecek yaşta.
Ben ise hak etmediğim bir yamaçta
asılıyım.
Ölecekmişim, ama hangi savaşta?
Yaşamak kadar ölüm de revaçta,
tasalıyım
Kör bir gezgin anlatırdı; yaşlı.
Gördüğü güzellikler sayılmazmış.
En son ölüm dedi:
Ölüm çok telaşlı.
İşte bundan da kaçınılmazmış.
Öldü bizim kör gezgin
Zamansız bir mekanda,
Geride kalanlar çok bezgin.
Anladım ki;
Yangın da sönüyor, ateşi yakan da.
F.K.
11.12.2017
Kalın, ağırlaşmış bir toz tabakası
Zihnim,
Kendi oyunlarına aldanan.
Duru, temiz bir yağmur sonrası
Ruhum,
Bir pisliğin üzerine kapanan.
Bu aldanmalara bir hak ver
Vicdanım,
Cephe arkasında uyuyan bir paşa.
Zamanı çalar, bir hak yer
Benliğim,
İşte orası tam bir karmaşa.
F. K.
Yalan yok, herkesin içindeki o filmi
İzlemedim bugüne kadar.
Tatmadım ben Tanrılığı
Zihnim durgun, yerim dar.
Sisler içindeyiz, kalabalığız,
Karmaşık hisler içindeyiz, yapayalnız.
Biz hangi filmin içindeyiz?
Ki kendimizin dışındayız.
Durduramıyor, sardıramıyor, gidiyoruz böyle.
Sesinin kaybolduğu yerde de
Gerçeği söyle:
Evet, durdurulamaz bir akış,
Zaman postunu giymişiz,
Her birimiz birer nakış.
Bir görüyor, bir körmüşüz,
Bir varmışız, bir de yokmuşuz,
Hiç binmediğimiz trende,
Birer yolcuymuşuz.
F.(22.03.2019)