"Korkma çocuk, biz o cennete hiç alınmadık."
1981 doğumlu, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümünü bitirmiş, bu romanından önce Bitki Mitosları, Hayvan Mitosları ve Su Mitosları kitaplarını yayımlamış, kısacası Mitoloji dünyasına hakim olan ve bu dünyadan bazı parçaları bir romanla yansıtmak isteyen bir yazar Deniz Gezgin.
Kitaba da Mitoloji'de ve dinlerde yer tutmuş şeytanın, şeytan olma hikayesiyle ve şu cümleyle başlıyor: "Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?" Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan kitabında şöyle der ana karakter: "İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerinin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimizdeki şeytan diyordum..." Bir kasaba düşünün, buradaki insanlar her olumsuz şeyde içlerindeki şeytana dönüp bakmıyorlar, o şeytanı dışarıda arıyorlar. Aslında çok da yabancı gelmedi değil mi? Bu insanlardan etrafımızda da var, hatta yeri geliyor, bir bakmışız biz de bir şeytan buluvermişiz. Şeytan demeseler bile birçok sıfat kullanırlar insanlar: Mesela cinlerin en güçlüsü ve korkuncu anlamına gelen "İfrit". Kitabın başlarında kasabadan bir kesit seyrettiriyor bize Gezgin. Kesitin içinde de kasabayı ve kasabalıyı biraz tanıdıktan hemen sonra uğursuz bir misafir misali geliyor Adile, İfrit Adile. Adile'den sonra da oğlu geliyor: İsrafil. İşte bizim 'Ahraz'ımız.
Kitabın gerisine ve de geneline spoiler da vermeden kitapta önemli gördüğüm birkaç şeyden bahsederek göz atmaya çalışacağım:
1) Toplumdan Dışlananlar:
Kitabın girişinde boşuna günahlarımızı yüklediğimiz şeytan ifadesi yazmıyor. Bir toplumda kötü ya da suçlu birileri olmak zorunda mıdır? Değildir ama bir toplumda kötü birileri olmasa bile o toplumun kötüsü muhakkak aranır bulunur. Bu