Her topraktan çömlek olmayacağını anladım.
İnsan gibiydi yani.
Önce ezilmek, kırılmak, hamken tam olmak gerekiyordu. Sonra yanmak gerekiyordu.
Ben de öyle yaptım; bir insanı yetiştirir gibi bir çamuru çömlek yaptım. Kimseyi değil, kendimi koydum tezgâha. Kendi nefsimin çamurunu kardım, ezdim, yoğurdum, pişirdim onu.
Hep hayal ettikleri periler ülkesinin prensiyle çok az insan karşılaşabilmiştir. Hayatı boyunca çok çalışmasına rağmen eli hep darda olan ve periler padişahının oğlunu hiçbir zaman hayal etmeyen Maria’nın prensi ise eski bir çamaşırcı kılığında gelip onu bulmuştu.
Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü. Bilgeliğin ve aptallığın çağıydı. Hem inanç hem de kuşku devriydi. Işığın da asrıydı karanlığın da. Hem umut baharıydı hem de umutsuzluk kışı. Her şeye sahiptik hiçbir şeyimiz yoktu..