Fatma Betül Işık

Puan vermedi·272 syf.·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2022 23:39
·
2022 30. kitabı
Mary Shelley
8.5/10 · 21,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Erdem Bayazıt'ın çok sevdiğim bir şiiri var ... "Yaşımdam yorgun yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!" "Kaç yaşındayım sahi saymadım bilmiyorum " Ve bir başka şiirinde "İnsanların koşup durduğu bu dar yapılarda Bir kısır döngüye girmek için bütün bu çabalar Biz bunun için mi geldik" Yaşımdan yorgun değilim bugünlerde ama anlamlandıramadığım bir telaş var hep üzerimde/üzerimizde, devamlı olarak bir yere/duyguya/ileriye yetişme hali, sadece bende de değil bu, bu dönemin verdiği bir hissiyat bence. Ya da sosyal düzenin/büyüklerin/yaşamın bize gizlice enjekte ettiği bir hâl. Kimi zaman yapmayı sevdiğimiz şeylerden sakince zevk almamızı engelleyen ve hobilerimizi geciktiren ya da zihnimizin ücra biryerlerinde daha "faydalı" (kime göre ?) işler yapmamız gerekliliğini üreten bir düşünce. Ankara'nın işlek sokaklarında en çok gördüğüm şey hızlı hızlı, koşar adımlarla yürüyen insanlar... bu dünyada asla geri alınmayacağını düşündüğüm iki şey var birisi zaman, dikkatli kullanılması gereken ve insanın birşey ödemeden alabileceği ama verdiğinde asla geri alamadığı en önemli şey. Ama sevdiğimiz şeyler için değil zorunda kaldığımız/ zorunlu olduğumuz şeyler için harcamak ve kalanını sevdiğimiz şeyler için çok çok idareli kullanmak zorunda kalmak, bizi dinlendiren faaliyetlerde bile bir yere koşar gibi keyif almadan hareket etmemizin sebebi bu mu? Yoksa hepimizin zihninde Erdem Bayazıt'ın söylediği gibi bir kısır döngüye girmek için mi bütün bu çabalar ? Biz sahiden bunun için mi geldik ?
İnsan ve Duygular
Öncelikle Bergson haklı. Yaşam entelektüel kavramlarla açıklanamaz. Konfüçyüs'ün de çok uzun zaman önce söylediği gibi: "Yaşam hakkında sok derece bilgisizken ölümü bilebilir miyiz? " Ve onu anlaşılabilir kavramlarla açıklayamadığımızda, gerçekten de yaşam hakkında son derece bilgisiz kalıyoruz. Yaşamı yalnızca olgusal olarak anlayabiliyoruz, ilkel insanın bir dinamoyu anladığı gibi; ama yaşamı akılla idrak edemiyor, yaşamın özünün doğasıyla ilgili birşey bilmiyoruz. İkinci olarakta Marinetti, maddenin tek gizem ve tek gerçeklik olduğunu ileri sürerken yanılıyor. Dediğim gibi seninde okurum, farkına varacağın gibi biliyorum da komuşuyorum; söylediğim de maddenin tek yanılsama olduğu. Comte, maddeyle aynı şey olarak gördüğü dünyanın büyük bir saplantı olduğunu söylüyor ve bende onunla aynı fikirdeyim
Sayfa 130 - iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bütünümün parçaları
Yıllar önce okuyup altını çizdiğim cümleleri, herhangi bir kitabın, herhangi beni vuran bir cümlesini okuduğumda, ne hissederek ve nerede yazdığımı hatırlayamadığım kendi cümlelerimi okuduğumda, sanki bir zaman tünelinin içinde kendi yolculuğumu izliyorum ama sayfaları koparılmış bir kitabı okumaya benziyor kimi zaman. Elimin sürekli defterlerime kitaplarıma gitmesi en güvenli zemin hissi... Cemal Süreya'nın "bir kitaptır yaşamak" cümlesinin tezahürü gibi.. Daha varlığımın ne olduğunu anlamadığım ama anlamlandırmaya çalıştığım dönemde karşıma çıkan cümleler , keşke ben yazsaydım hissini oluşturan cümleler, dönem dönem benim düşüncelerimi değil düşüncelerimin beni yönlendirdiği ve "keşke bu kadar düşünmesem inanılmaz yoruldum " dediğim anda/en ihtiyacım olduğu anda İsmet Özel'in "insan düşünmeyi içine sindirememiş bir varlıktır" cümlesi teselliye yetişmişti. Ki bu da çok yerinde bir tespitti çünkü bende epey yorulmuştum düşünmekten. Çünkü benim zihnim yeni bulmacaları birleştirirken geride birleştir/e/mediklerim için çalışmayı sürdürürdü. Ben düşüncelerimi berraklaştırıp teker teker yoluna koyarken yavaşça ümitleniyordum da sonra "ümidin varlığımızı her an kovalayan ölümün üzerinde bir perde olduğunu biliyor musun ?" Diye soruyor Nurettin Topçu bana biliyordum. O yüzden ne rüyalar, ne hayaller ne benim gerçekliğim ne de dünyanın yörüngesinde herhangi bir milimlik bir değişim dahi oluşturmayacak fikirler mühimdi, zaten neyin önemli olduğunu anladığım bu anlar bu düşüncelerimin sağlamasını yaptığım anlardı, bende düşüncelerimi zihnimde sakince dinledim ve onları hafızamın kör karanlığından çıkarttım avuçlarımda biriktirdim ve zihnimin "ümit " kısmına emanet ettim çünkü orada daha güzellerdi... tıpkı cümlelerin/ fikirlerin/ mutlukların/dertlerin anlatıldığı yerde /
İnsan ve Duygular