Fatma Yarar

Fatma Yarar
@Fatmaaa_y
Nietzsche’ist
Semereli olun ve çoğalın!
Puan vermedi·384 syf.··
2025 6. kitabı
Kitabın ana karakteri Fredinki’nin yaşadıkları, bir kadının sadece toplumsal değil, varoluşsal olarak nasıl sistemli biçimde silindiğinin, yok sayıldığının, aynı zamanda da kılıfına en uygun şekilde nasıl uydurulduğunun bir göstergesidir. Kadınların kısırlaşmasının getirdiklerinin yanında doğurganlık bir mükafat değildir. Ne düşmek serbesttir bu rejimde, ne de ağlamak. Çünkü yere düşen bir damızlık, yemek tepsisini kırdığı için cezalandırılır, aç kalır. İnsan değil, kırılmaması gereken bir taşıma kabıdır. Gilead rejiminde kadın, bir birey değil, sahip olunan bir maldır. Komutan eşleri “benimki” gibi bir sahiplik kipi kullanarak damızlık kadınlara atıfta bulunuyorlar. Bu dil, kadını insan olarak değil, bir araç ya da köle olarak görmenin açık bir sembolü haline gelmiştir. Kadınların adları bile erkeklere ait hale getirilmiştir. Kadının kadın olarak sahip olabileceği hiçbir şeyi yoktur. Kendi vücutları da dahil. Kadınlara hitap edilirken kullanılan dil, kaba, soğuk ve bireyleştiricilikten uzaktır. Ne bir sevgi, ne bir saygı, ne de bir kimlik tanınmakta. Kadın sadece işleviyle tanımlanıyor: doğuruyorsa değerlidir, doğuramıyorsa var olması gerekmez bile. Teyzeler ise bu baskı rejiminin içinden kadınlara bir hayal pazarlamaktadır. “Çocuklarınız daha iyi koşullarda yaşayacak,” , “tüm kadınlar dayanışma içinde olacak” diyerek… Bu sözler, aslında bir düştür. Doğurdukları çocuklar onların bile değildir. Çocuk yapma makinasıdır her biri. Beklenen nedir birleşin tüm makinalaşmış kadınlar savunun hakkınızı! Ama böyle bir şey hiç olmadı bir kabulleniş var direniş değil. Gilead’da kadın dayanışması değil, kadınlar arası rekabet ve baskı vardır. Teyzeler, rejimin gönüllü gardiyanlarıdır; sistemin sözcülüğünü yaparak, diğer kadınların bastırılmasını meşrulaştırırlar. İncil’in
Edebiyat
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun!”
8/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
Martı Jonathan Livingston Annesi, “Jon, diğerleri gibi olmak bu kadar mı zor?” demişti. Ama Martı Jonathan, “Ben neyi yapıp yapamayacağımı görmek istiyorum,” diye yanıtlamıştı. Jonathan sınırlarının ötesine geçmek istiyordu. Sıradan, sınırları belli, zavallı bir martı olmak istemiyordu. Doğasına meydan okumak, sürüsü için onursuzluktu; ama o bunu umursamadı. Martılar karanlıkta uçamazdı; çünkü baykuşlarınki gibi gözleri yoktu. Ama Jonathan uçtu. Sıradanlığı onaylayan martılar gibi değildi Jonathan. Korkularını yenmeli, onların üstüne gitmeliydi. Bir ömrü sadece balık avlayarak, aç kalmamayı hayal ederek geçirmek istemiyordu. O, yaşamak için daha büyük nedenler arıyordu. Cehaleti kırmak, yeteneklerini kullanarak kendini bulmak ve en önemlisi özgür olabilmek istiyordu. Uçmayı öğrenmekti hedefi; daha yükseğe ve daha alçağa… Yaşamın gerçek anlamını arayan bir martıydı Jonathan Livingston. Sürgün edildiğinde onu en çok üzen şey yalnız kalmak değildi. Diğer martıların uçmanın gerçek derinliğine hiçbir zaman varamayacak olmalarıydı. Gözlerini aralayıp ileriye bakmayı reddetmişlerdi. Jonathan, bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir martının ömrünü kısalttığını düşünüyordu. Bunlardan uzaklaşmalıydı. Jonathan uçuyordu. Uçabildiği en son yere kadar sadece uçup durdu. O kadar yükseğe uçmuştu ki sonunda kendi cennetini bulmuştu. Yaşama amacının mükemmelliği bulmak ve onu açığa çıkarmak olduğunu öğrendi. Cennet sandığı yerin aslında bir yer, bir mekân ya da bir zaman dilimi olmadığını, cennetin öğrenmek ve mükemmellik olduğunu söylemişti ona Chiang. En iyi hıza ulaştığında, cennete ulaşacaktı. Ve mükemmel hıza ulaşmak, orada olmak demekti. Mükemmelliği küçümseyenler yavaştır; hiçbir yere varamazlar. Çünkü düşündüğün en yüksek hızda herhangi bir yere uçabilmek için, daha
Edebiyat
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 202080,2bin okunma
1984 TEN MODERNİZE EDİLMİŞ TOTALİTARİZME
Puan vermedi·336 syf.··
2024 4. kitabı
En ilkel dönemlerden teknoloji çağına, en dehşet verici zamanlardan en kurallı, en sistemli zamana... Değişen, dönüşen onca şeyden sonra insanlık nerede tam olarak insan olabildi? Savaşıp durdu çağlar boyunca toprak uğruna, güç uğruna, öfke uğruna, çıkar uğruna, sahip olunabilecek ne varsa uğruna savaştı durdu. Çağın en gerisinin en ilerisindeyiz ama kafalarımız ne kadar dolu veya ne ile dolu. İnsanoğlu ne zaman doydu? Hepimiz kendimize ütopyalar yarattık. Ulaşmayı düşlediğimiz o muhteşem yaşamların tahayyülünü yarattık. Yaratılamamış ama yaratılması aynı şekilde mümkün olanı yapmaya uğraştık, bir düş bile olsa en olası gerçekliği kurduk. Vermek zorunda olduğumuz kavgalarımız, hırslarımız, önyargılarımız, korkularımız, kaygılarımız hep çoktu. Hayatımız geçmişin distopyası, korkunç gelecek şimdi için muhtemel bir sondu. İnşa ettiğimiz korku ütopyası gerçekle buluştu. Gündüzün yerini geceye bıraktığı o uçsuz bucaksız karanlığı biz yarattık çıplak ellerimizle. İlk önce karanlık zamanların en parlak ışığını gösterdiler bize; göz kamaştırıcıydı doğrusu. Önümüze uzanan upuzun yollarda hep ışık vadettiler. Mutlu sonlu hikayeler vardı. Son insan kapıya dayandı. Kapılar açıldı ve en derin karanlıklar o zaman bastırdı. Kurduğumuz hayallerin hayaletleri yalnızca bize kalan... Kimi için hayat sadece bir yanılsamaydı ve gerçek zihinde kurgulanan inançlardan ibaretti.. Bütün harfleri ziyan edilmiş, alıcısı olmayan sözler sarf edilmiş, kitapların kapağı açılmadan çürümeye bırakılmış. Yürümeyi öğrendik öğreneli uçmayı istedik. Tüm açgözlülüğümüzle doğaya saldırdık. Mesele doymaktan öte, sadece zevk için eyleme geçmişti. Daha çok istedik ve daha çok neye sahip olunabilecekse hepsini kendimize istedik. Somut olandan geçip soyut olanı istedik. Maddi olana sahip olmak yetmiyordu;
Düşünce
1984George Orwell · Remzi Kitabevi Yayınları · 2021200,3bin okunma
“Her romanda bir kahraman olmalıdır.”
Puan vermedi·140 syf.··
2023 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2023 23:04
SPOİLER İÇERİR! Kitabın başında kendini; hasta, kötü, suratsız, huysuz, inatçı, kaba biri olarak addetsede aslında en kızgın anlarda bile hiç de kötü, hırçın bir insan olmadığını, sadece serçeleri ürküten kaynana zırıltıları misali kuru gürültü çıkardığını utana sıkıla itiraf etmiş, hiddetten ağzı köpürmüşse bile biraz yüzüne gülüp, önüne bir bardak şekerli çay sürerek gönlü alındığında hemen yelkenleri suya indirdiğini de itiraf eder. Kötü bir insan olmak bir yana herhangi bir şey olmayı bile beceremedim diyor. Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu ne kahraman ne de haşerenin biriyim. İşyerinde sert bir memur oldugunu söylüyor ancak yine hırsından yalan söylediğini gerçekte kimseye zarar veremediğini söylüyor. Olmak istediği kişi ile olduğu kişi arasında bariz bir fark kahramanımızın. İnsanların halkındaki fikirleri bakışları onun için o kadar önemliydi ki her şeyden nem kapan bir karaktere dönüşmüştü. Sürekli altta kalmamak için gururunun incinilmesine izin vermediği için kendini asla onlardan daha aşağı görmez onu aşağı görenlere ya da onu aşağı gördüğünü düşündüğü herkese korkunç bir kin ve öfke duyuyordu. Ama kitabın bir sayfasında “kin bile duyamıyorum. Kinim hep bu uğursuz tabiat konunları yüzünden adeta bir kimyasal bozulmaya maruz kalıyor” demişti. Fakirliğinden utanır evinden memurluğundan utanırdı. Ama kendini hep bunun tersi olduguna inandırmaya çalıştı. Aslında kahramanımız çevresinde hiç güzel söz duymamış belki hiç sevilmemiş hiç okşanmamıştı. Okulda bile dışlanmış alay edilmişti. Hiç sevilmemişti. Okulda bir yer edinebilmek için bir saygı kazanabilmek için çok çalışmış ve iyi bir derece yakalamıştı manevi bir saygı duyulması onu bir nebze olsun rahatlatmıştı. Okuldan arkadaşlarıyla da ara sıra görüşürdü ama onlar için sinek kadar değeri olmadığını
İnsan ve Duygular
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,7bin okunma
“Evet, vicdandı bu. Ve onu yok edecekti.”
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2022 19:32
-SPOİLER İÇERİR.- -Güzellik, kalpteki karanlığı ve kötülüğü gizler mi ya da yeterince güzelseniz iyi olmak İcap etmez mi? Unutmayın kardeşlerim Kibir bir güzelliği çirkinleştiren tek şeydir.- Bir kitap düşünün okumaya başladığınız ilk satırlardan son satırlara kadar sizi etkisi altına alan ve muazzam bir sürükleyicilik ile sizi içine hapseden. İşte bu kitap için söylenecek en minimal sözcükler. Dorian Gray in Portresi. Dorian, biçimli kırmızı dudakları, içten mavi gözleri, kıvırcık altın rengi saçları ve olağanüstü yakışıklı. Görüntüsü itibariyle herkesi büyüleyen bir adam. Ressam Basil Hallward onu şu cümlelerle ifade eder; Göz göze geldiğimizde betimin benzimin attığını hissettim. İçimi tuhaf bir korku kapladı. Salt karakteriyle bile beni tamamıyla büyüleyebilecek biriyle karşılaştığımın ve eğer izin verirsem, tüm benliğimi, ruhumu ve hatta sanatımı ele geçireceğinin farkındayım . Ve öyle de oldu ileriki zamanlarda bu onun canına mal olacaktı. O kadar ani olacaktı ki ona karşı kırgın bir yüz ifadesine bile bürünmeyecekti. Öylece yığılıverecekti ve bir cesedi bile olmayacaktı. Asıl hikayeye gelecek olursak; Dorian Gray ressam Basil e modellik yapar. Bir portresini yapar ki bu yapılanların en güzidesi. Dorian kendisini tutamayıp ağlamaya başlar çünkü bu mükemmel güzelliği bir gün yok olacak ve yerini kırışmış pörsümüş bir hal alacaktı. Keşke benim yerime şu tablo yaşlansa da ben hep şu anki gibi kalsam derken bunun gerçek olacağı kimsenin aklına gelmezdi. Bu hayatını mahvedecek bir gerçeğe dönüşecekti. En sonunda da hazin bir sonla bitecekti . Dorian belki de kibrin bir yansımasıydı. Dış güzelliğine o kadar tapmıştı ki onun yitip gideceği korkusu bütün hayatını alt üst etmişti. Bir de tiyatro sahnesinde hayranlık duyup aşık olduğu kadın, Sibyl Vane ın
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İş Bankası Yayınları · 202199,3bin okunma