Kitabın ana karakteri Fredinki’nin yaşadıkları, bir kadının sadece toplumsal değil, varoluşsal olarak nasıl sistemli biçimde silindiğinin, yok sayıldığının, aynı zamanda da kılıfına en uygun şekilde nasıl uydurulduğunun bir göstergesidir. Kadınların kısırlaşmasının getirdiklerinin yanında doğurganlık bir mükafat değildir. Ne düşmek serbesttir bu rejimde, ne de ağlamak. Çünkü yere düşen bir damızlık, yemek tepsisini kırdığı için cezalandırılır, aç kalır. İnsan değil, kırılmaması gereken bir taşıma kabıdır. Gilead rejiminde kadın, bir birey değil, sahip olunan bir maldır. Komutan eşleri “benimki” gibi bir sahiplik kipi kullanarak damızlık kadınlara atıfta bulunuyorlar. Bu dil, kadını insan olarak değil, bir araç ya da köle olarak görmenin açık bir sembolü haline gelmiştir. Kadınların adları bile erkeklere ait hale getirilmiştir. Kadının kadın olarak sahip olabileceği hiçbir şeyi yoktur. Kendi vücutları da dahil.
Kadınlara hitap edilirken kullanılan dil, kaba, soğuk ve bireyleştiricilikten uzaktır. Ne bir sevgi, ne bir saygı, ne de bir kimlik tanınmakta. Kadın sadece işleviyle tanımlanıyor: doğuruyorsa değerlidir, doğuramıyorsa var olması gerekmez bile.
Teyzeler ise bu baskı rejiminin içinden kadınlara bir hayal pazarlamaktadır. “Çocuklarınız daha iyi koşullarda yaşayacak,” , “tüm kadınlar dayanışma içinde olacak” diyerek… Bu sözler, aslında bir düştür. Doğurdukları çocuklar onların bile değildir. Çocuk yapma makinasıdır her biri.
Beklenen nedir birleşin tüm makinalaşmış kadınlar savunun hakkınızı! Ama böyle bir şey hiç olmadı bir kabulleniş var direniş değil. Gilead’da kadın dayanışması değil, kadınlar arası rekabet ve baskı vardır. Teyzeler, rejimin gönüllü gardiyanlarıdır; sistemin sözcülüğünü yaparak, diğer kadınların bastırılmasını meşrulaştırırlar.
İncil’in