“Yumulmaya uğraşma ey gül, gonca olamazsın artık.”
Şu an incelemesini okuduğunuz bu kitap, benim için öylesine bir kitap değil.. Kitabımın beni bulduğu gün, bambaşka bir öneme sahip benim için.. Beni az çok tanıyanlar, Yavuz Bülent Bâkiler’e olan hayranlığımı ve şiirlerine olan tutkumu bilir, her mısrada kendimden bir parça buluşuma şahittir. Bir gün önünden rastgele geçtiğim öylesine bir sahafın rafında parmaklarımı dolaştırırken, henüz kendisiyle tanışamadığım canım şairimin imzalı kitabı buldu beni.. Hem de dağbaşı yalnızlığı çektiğim, taş duvarlara sitemler ettiğim bir ânda. Asıl şaşırdığım nokta, imzaladığı kitabı hiçbir isme ithaf etmemiş. Sanki en başından beri beni bekliyormuş gibi, kitabın sahibi benmişim gibi..
Bu umulmadık tesadüfümü tevâfuk olarak adlandırdım ve kitabımı okumaya başladım..
Üstadımın, ölümüne kadar yanında olduğu Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın eşine yazdığı mektupların derlemesinden oluşan bir kitaptı. Yavuz Bülent Bakiler, mektupları derlemeden önce Arif Nihat Asya hakkında öyle güzel şeyler yazmış, öyle güzel anektodlara yer vermiş ki.. Eşi Servet hanımefendiyle de güzel bir röportaj yapmış ve mektuplara geçmeden Arif Nihat Asya’ya dair zihnimize bir çerçeve çizmiş. Ben şahsen eşine böylesine hayran bir kadının röportajıyla mektuplara girizgah yapılmasına çok sevindim..
Mektuplara gereken değeri verebilmek, o aşkı derinden hissedebilmek için mürekkebin kağıtla buluşma sebebi olan hanımefendinin, merhum eşi hakkındaki cümlelerini duymak beni bir hayli mutlu etti. Bu aşkın Servet Hanımda vücut buluşunu, 97 mektubun tekini dahi kaybetmeyip 67 yıl saklamasında görebiliriz. Ya da “Arif, gittiği her yerden şiirle dönen bir adamdı” diyişlerinden sezebiliriz.
Aşkı başka başka şairlerden, yazarlardan dinlemeyi severim. Çünkü aşkın hiçbir
Tek mevsimlik zaman içinde bir kere gördüğüm, sevdiğimi sandığım (A)yı, 40 yıl sonrasına kadar uzaktan haberini almama rağmen bir daha görmedim ve düşünmedim.