Birkaç dakikaya kalkmadan da, yağmur tabakalar halinde boşaldı ; suyun hiç kesilmeyen ,sabit tısılımsı kulaklanmda zonkluyordu. Baba olan Bamiyan'a kadar götürmeyi önermiş ama Ali kabul etmemişti.Yatak odamın sular sızan,bulanık camından, bütün varnı yoğunu koyduğu o tek bavulu Baba'nın kapının önünde bekleyen arabasına taşıyan Ali' yi seyrettim . Hasan bütün oyuncaklarını o döküntü kulübede bırakmıştı onları ertesi gün odanın bir köşesinde üst üste yığılmış olarak buldum tıpkı odamdaki doğum günü armağanları gibi.Baba sırılsıklamdı.sonra doğruldu; doğduğum günden bu yana bildiğim yaşamın o çökük omuzlarda sona erdiğini gördüm.Baba arabaya bindi.farlar yakıldı,bir çift ışıklı boru yağmuru deldi.Bu,Hasan ile birlikte izlediğimiz Hint filmlerinden biri olsaydı,tam da bu noktada dışarıya fırlar ,yalın ayak,sağa sola su sıçratarak koşardım.Arabanın peşine düşer durması için çığlık çığlığa bağırırdım.Hasanı arka koltuktan dışarıya çeker, gözyaşlarını yağmur damlalarına karışırken,ona üzgün,çok üzgün olduğumu söylerdim.Sağanağın altında kucaklaşırdık.Ama bu bir Hint filmi değildi . Evet, üzgünüm,ama ne ağladım ne de arabayı kovaladım.Babamın arabasının kaldırımdan uzaklaşışım ağzından çıkan ilk sözcük benim adım olan kişinin götürülüşünü seyrettim.Baba sokağın köşesinden (defalarca misket oynadığımız yerden)sola dönerken,arka koltuğa çökmüş olan Hasanın bulanık görüntüsünğ son kez , bir anlığına yakalayabildim. Geri çekildim; artık tek görebildiğim pencere canlarının gerisindeki, erimiş gümüşe benzeyen sağanaktı.
Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.