“İlk gençlik yıllarımda, böyle bir boğaz yangını patlak verdiğinde arkadaşlar birbirine telefon eder, arabalara doluşulur takımlar halinde, mesela Emirgan’a gidilir, burada deniz kıyısına yan yana park eden arabalarda yeni moda olan teypten Creedans Clearwater Revival dinlenirken, yandaki çayhaneden gelen kaşarlı tostları yer, çay ve bira içerken karşıyakada, Asya’da yanan yalının esrarengiz alevleri seyredilirdi.”
Yazmak, o çok söylenen basmakalıp deyişle, bir yolculuğa çıkmaksa eğer, yazmak mutluluğu da yolculuk boyunca karşınıza çıkıveren bu yol arkadaşlarını kendi dünyanıza kazandırabilmenin sevinci olmalı.
“Kimlik, hatırlamak ve aşk konularındaki bu hikâyeyi kurarken, tıpkı bir romanı yazarken olduğu gibi, önceden hesapta olmayan bir yığın yan öğe, konucuk, tema, kişi, eşya, yer, ıvır zıvır kalemimin ucuna kendiliğinden geldiler: Unutulmuş kasabalar, çayhaneler, masalar, saat kuleleri, hayatta karşılaştığım tuhaf insanlar, kasaplar, ortalıkçı kadınlar, Şeyh Galip’ten mısralar, ağaçlar...