• "O en dışın dışında, en için de içindedir. "
  • 316 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitaba aşık olduğumu söylemek istiyorum. Kitabın ilk sayfalarında sıkılabilirsiniz ama bırakmayın asıl olaylar 30. Sayfadan sonra başlıyor ve kitabı da elinizden bırakamayacağınıza eminim:) sanki film izliyorum gibi hissettim Mai gökyüzü ve siyah deniz...altını çizdiğim şu cümlenin de bence kitabın içeriğini özetlemiş olduğunu düşünüyorum:"Ahmet Cemil insan hayatını yazmak istiyordu; başından sonuna kadar bir şiir ki bir gülümseme ile başlasın, bir damla gözyaşı ile netice bulsun..."
  • "Kalb araç, aşk ise amaçtır. İnsanı sevmek için tanımak gerekir. Allah'ı tanımak için ise sevmek gerekir.."
  • Astım öldürücü müydü? Olabilirdi. Olsun. Dostoyevski 'nin sarası vardı, benim astımım. İyi yazmak için vahim bir hastalık elzemdi. Ölümle baş etmenin tek yolu.
  • İslam devrimi Allah adına olacaktır. Ancak Allah adına devrim mümkün müdür? Avrupalıların düşündüğü ve aramızda olan ve onların etkisinde bulunan birçok kimsenin de inandığı gibi her devrim Allah karşıtı değil midir?
    Eğer devrim adalet. eşitlik ve özgürlük ise o zaman Allah olmadan imkansızdır. Daha doğrusu bu ülküleri Allah olmadan da öne çıkarmak ve bayraklara yazmak mümkündür fakat Allah olmadan onları gerçekleştirmek mümkün değildir. Ateist çarlıklar hiçbir yerde vaatlerini yerine getiremediler ve bunu yapmaları da mümkün değildir.
  • Yazmak.
    Okumak..
    Dinlemek...

    Kimi zaman terapi
    Kimi zaman gözyaşı kaynağı
    Kimi zaman nefesinin kesilmesi
    Kimi zaman oksijen kaynağı.
  • Turuncu Kalemkutu ||

    (Anadolu'dan İstanbul'a üniversite okumaya gelen kızlara...)

    Turuncu kalemkutularını unutmadım.
    Anadolu'dan İstanbul'a üniversite okumaya gelen kızların turuncu kalem kutularını.
    Saçları kulaklarının arkasında toplanmış, yüzleri solgun, gözleri siyah sürmeli..
    Dudakları, dudak rengi; elleri ten sıcaklığında.
    Turuncu kalemkutulu kızlar.
    Elbiselerini çekiştirir dururlar karşınızda.


    Gözlerim, taş binanın sağlam fakat yorgun pencerelerinden dışarıda, belli belirsiz noktalara saplanmış.
    Bir eylül ayı gibi.
    Ağaçlarda acılı bir titreme. Utanç gibi bir şey yüzümde.
    Masumiyet adına ne varsa, bildiğimiz bilmediğimiz; burada, şu köşede, yanı başımızda: Unutmadım!


    *


    Tarihi bir binanın merdivenlerinden çıkmak sorumluluk ister biraz da.
    Kutlu bir geçmişin armağanı gibidir..
    Onu ilk kez böylesi merdivenlerden çıkıldıktan sonra, bir koridorun olgun, duru, ağır kokusunu takip etmekle ulaşılabilen bir amfide görmüştüm: 4.amfi!
    Ah! 4. amfi..
    Başınızı sola doğru uzatsanız -şayet koyu kahverengi perdeler kapalı değilse- Sultanahmet'in bütün ihtişamını görebilirsiniz.
    İçinde muhakkak deniz olan bir düşü yaşamak gibidir.
    Okuyucular, beni affedin; hikaye yazmak da bir yalandır işte, biraz gullem sözlerdir:
    Yanıma oturmuştu.
    Üstünde ince bir kazak mı vardı, siyah mıydı, .. kaç kez aşık olmuştu?
    Uzun ve bütüncül sıranın üstüne bir turuncu kalemkutu bıraktığında başladı sorular.
    Başladı hikayemiz.


    *
    Ah! Turuncu kalemkutu..
    Liseden getirdiği ne kadar belliydi.
    Liseden getirdiği ne çok şey vardı:
    Simsiyah gözleri,-belki yalnız ben uyduruyorum simsiyah olduğunu, ne fark eder;
    simsiyah'tan anladığımız bütün güzelliği işte gözlerinin-
    intizamla taranmış siyah, düz, koyu saçları, acemi bakışları, utangaç elleri, ve dudakları.
    Nesrin Sipahi'nin sesinden bir büyü gibi pembe ve küçük.
    Elbisesini çekiştiriyor, ben gözlerimi kaydırıyorum başka tarafa, dışarıda İstanbul.
    Liseden getirdiği ne varsa işte, o, bu, şu..
    Hemen hepsi tutuncu kalemkutunun içine fermuarlanmış gibi sessiz ve tertemiz.


    *


    Üniversiteye giriş sınavında çektirdikleri fotoğrafları, öğrenci kimlik kartlarına yapıştıranlar için ne çok yakınımızda bir yerdedir lise.
    Belki unutabiliriz, ama kaçamayız ondan.
    Ne kadar güçtür tanrım: bekaretini korumak anılarımızın.
    Bir yosma gibi sebepsiz ve yılışık sırıtmamak olur olmaz yerinde, anlatırken geçmişimizi.
    Ah! Tanrım..
    Ne kadar direniriz, bir gece yarısı bizi içimizdeki cehenneme çeken şeytana.
    Direnir miyiz?
    Direnebilir miyiz?
    Az daha mağlup olacağızdır. Az daha..
    Ne kadar güçtür tanrım, ne kadar güç.
    Aylardan ekimse bir de...



    *


    Kadıköy'de denize bakan banklardan birine oturuyorum.
    Akşam. Düşünce.
    İçim içime sığmıyor.
    Kaçıyor gibiyim, yasaklıyorum, memnu bir şeymiş..
    Aşk, ne vakit çıksan karşıma
    ya vurulurum bir sokak ortasında
    ya vurdurturlar bana, bir sokağı ortasından.



    *


    Gece oluyor, hiç yaşamadığım şeyler.
    Bir sigara içsem diyorum mesela.
    Tel örgüler örüyorum, çivili yalnızlıklar seriyorum ayaklarımın altına.
    Koşarak gidiyorum,
    Heyyy! Serum gibi damarlarımın içine bir şeyler doluyor.



    *


    Sabah oluyor, hiç yaşamadığım şeyler.
    Bir sigara içsem diyorum mesela.
    Tel örgüleri koparmak istiyorum, çivili yalnızlıklarımı ayaklarımın altından süpürse diyorum.
    Süpürse süpürse, o süpürür.
    Koşarak gidiyorum,
    Heyyy! Serum gibi damarlarımın içine bir şeyler doluyor.



    *



    Kadıköy'de denize bakan banklardan birine oturuyorum.
    Okul çıkışı oluyor.
    Haydarpaşa'da trenleri görmüş oluyorum.
    İçim içime sığmıyor.
    Kaçıyor gibiyim, yasaklıyorum, memnu bir şeymiş.
    Aşk, ne vakit çıksan karşıma
    ya vurulurum bir sokak ortasında
    ya vurdurturlar bana, bir sokağı ortasından.



    *


    Ulan, Tıbbiye Caddesi'nde vuruluyorum.
    Ulan, Tıbbiye Caddesi'ni vuruyorum ortasından.



    *
    Kaçamazsın,
    öğrenci kimliğindeki fotoğrafından.
    Lisede çektirmişsin.
    Doğma büyüme güzellerdenmişsin.
    Ahmet Erhan'ı da sana aşık olduktan sonra tanıdım.



    *
    Aylardan ekim tanrım.
    Yine ekim.Doğum günüm oldu.
    Biraz daha yaşlandım.



    *


    Kapalı istiareden yoruldum.
    Teşbihten bıktım.



    *



    Turuncu kalemkutu.
    O yerinde duruyordu.
    Yine gördüm.
    Biraz eskimiş, biraz kirlenmiş.
    Elbisesini çekiştirip duruyor.
    Tükürsem, cinayet mi sayılır be, Ahmet Telli?



    *


    Biraz yalan kattımsa, hikayeymiş der geçersiniz:


    Arıyorum;
    Meşgul bir gülümseme vardı dudaklarında geçen gün.