Giriş Yap
Klasik okuduğum zaman onu yorumlamaya cesaret edemiyorum. Sanki bugüne kadar söylenecek her şey söylenmiş gibi hissediyorum ama bu sene bir alışkanlık edindim. Okuduğum her kitap hakkında 2 satırda olsa bir şeyler yazmak. Bu yazıyı da o nedenle yazıyorum. Biraz kitabı özetlemek gibi olucak önden uyarımı yapayım. ***************** Kitap para harcamasını bilmeyen, elde ettiği tüm parayı seyirlik gibi saklayan bir adam hakkında. Aslen bir tiyatro oyunundan yazıya dökülmüş olan bu kitapta okurken karakterle kavga etmeden duramıyorsunuz. Çok şükür sonu iyi bitti diye kapattım kitabı. Bu parasever adamı iki de çocuğu var. Paralarını saklıyacak diye öyle eziyetler yapıyor ki çocuklarına. Çocuklar amaçlarına ulaşabilmek için babalarının arkasından oyunlar çevirmek zorunda kalıyor. Çocuklar için her şey tatlıya bağlanırken bizim cimri baba maalesef akıllanmıyor.
Cimri
8.4/10 · 15,8bin okunma
Reklam
380 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
1940' lı yıllar da henüz çok küçücük bir kızken başlar Matildamızın hikâyesi.. birlikte büyüdükleri Hans ile zaman içerisinde aralarındaki bağ bambaşka bir anlam kazanır ve genç kızın kalbini pırpır ettirir. Aralarındaki bağ, saf sevginin anlamını taşıyan bu sevginin, tüm karanlığa aydınlatacağına inanırlar. Bir gün hitler yüzünden Almanya'da kötülüğün yayılması ile kalplere bir ağırlık çöker. Ve ne yazık ki aralarındaki bağın,bu karanlığı aydınlatmaya gücünün yetmediği anlarlar.. Yaşlı, çoluk çocuk demeden ezip geçtikleri masumlardan biri de Hans ve ailesi.... Bir sabah belki de Matilda'nın en son rahat uyuduğu gecenin ardından hiç bişey eskisi gibi olmaz... Bedeni özgür olsa bile kalbi ve ruhu bu esaret şehrinde tutsaklardan biridir artık. Kalbi ise Hans'a yeniden kavuşmayı bekler.. ve bu uğurda başına gelecek olan herşeyi göze alarak yola çıkar... 2018 yılında Amerika'da yaşayan, iş yerinde ciddi sıkıntıları olup kendini büyük bir boşlukta ve ne yapacağını bilmediği o kuyuda hisseden Grace Laurent. Bir gün hiç beklemediği bir post alır ve o andan itibaren kendini yabancı bir ülkede ve bilmediği geçmişi hakkında, büyük sırların olduğu, bir kitab ile hiç olmadığı kadar hayatı dolu dolu geçer... Yorumumda ne diyecem bilmiyorum. Kitap çok başkaydı. O döneme ait. Nazilerin yaptığı haksızlıklarla olduğu kitapları okurken tüylerim diken diken olurken, Bu eseri yazan yazarın düşüncelerini tahmin edemiyorum . Kendisinin büyükbabası ve büyükannesi de o dönemler de acı çekmiş insanlardan biriymiş ve bu yüzden kitabı yazmak istemiş . Grace gibi bende geçmişe ait satırların geçtiği yerleri okurken nefesimin kesildiğini hissettim. Çok farklıydı... Kitabın ismi, kapağı ve konusu ile uyumu mümkemmeldi. Yazarın kalemi ve çevirinin güzelliğini de geçmemek lazım tabi. Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılması da okudukça yüreğimize dokunuyor. Keşke savaşlar bitmiş olsa, ama ne yazık ki hâlâ var. düşmanlık ve savaşların olmadığı. İnançları uğruna hakaret ve saygısızlık edilmediği bir ülkenin hayalini kurar olduk. neslimizin ve geleceğimizin, tüm savaşlardan ve düşmanlıklardan beri olmasını dilerim.. Sağlıkla ve kitaplarla kalın
424 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
"Ben sana anlattım. Sen bana anlattın. Ve şimdi yeniden anlatacaksın. Aslında hangisinin ilk olduğunu sadece rüzgâr bilir." 2001 yılında, İrlanda kökenli Amerikalı Anne Gallagher'ın hayattaki tek yakını dedesi Eoin'dir. Anne'i yazmaya teşvik eden, hikâyelerinin her zaman en büyük hayranı ve destekçisi olan dedesi, Anne İrlanda ile ilgili bir kitap yazmak istediğinde ve İrlanda'ya gitmek için ısrar ettiğinde ise kati suretle karşı çıkmıştır. Öleceği zaman ise ailesinin eski fotoğraflarını gösterip Anne'den doğduğu topraklara gidip küllerini Laugh Gill gölüne serpmesini istiyor. Anne sözünü tutuyor. Ve hikâyemiz başa sararak başlıyor. Anne kendini, dedesinin gösterdiği fotoğraflarda gördüğü Thomas Smith'in yanında, İrlanda bağımsızlık ateşinin tutuştuğu 1921 yılında buluyor. "Anıları hikâyelere dönüştürürüz, dönüştürmezsek onları kaybederiz. Hikâyeler yok olunca insanlar da yok olur." Ben Britanya efsanelerine, tarihine, kültürüne ilgi duyan ve okumalar yapan biriyim. (Genel olarak tarih-kültür okumalarını seviyorum, evet.) Paskalya Ayaklanması sonrasını anlatan bir kurguyu ilk kez okudum. Amy Harmon da ana karakterimiz gibi İrlanda kökenli Amerikalı bir yazar. Zaten son sözünde ailesinin hikayesinden ilham aldığı noktalardan bahsediyor. Bence samimiyetle acı bir dönemi güzel bir hikâyecilikle ele almış. Zaman yolculuğu temasını da eklediğimizde olumlu pek çok şey bir araya toplanmıştı. Tek kitap olması sebebiyle konuyu dallandırıp budaklandırmamış, karakterleri merak duygusu ile maceradan maceraya atlatmamış. Ana karakterimiz Anne'in dedesi Eoin ile bir çocuk ve bir yetişkin olarak yer değiştirerek kurdukları bağ çok güzeldi. "Eğer söyleyemiyorsan yaz. Böylece daha kalıcı olurlar. Bütün söylemek istediklerini yaz, Annie. Yaz ve ulaşacağı yere gönder." Kurgu kitaplarda mutsuz sonları sevmiyorum. Sadece Rüzgâr Bilir'in sonu mutsuz değilse de buruktu. Kitabın daha başında zaten başka ihtimalin olmadığı bir kısır döngüyü fark ettim. Söz konusu dönemin zorluğu da eklenince hikâyenin o buruk havası sadece sonda değil, kitabın tümündeydi. Yaşanan mucizenin bu burukluğu tamamen silip götürmemesi bu sebeple isabetli. "Dilimizi kullanmamız yasaklandı ama konuşmaya devam ettik. Dinimiz her defasında yok edilmeye çalışıldı ama ibadet etmeye devam ediyoruz. —Elimizdeki tek başkaldırı kimliğimiz." Kitapla ilgili eleştiriye gelirsek, beni sürekli tatminsiz hissettiren bir noktası vardı. Sonlara doğru bunu tanımlayabildim. Anne bir hayaletten farksızdı. Zamanda yolculuk yapıp kritik bir tarihe gidiyor ve bir seyirci gibi olan biteni izliyor. Biz de onun gözlemlerini okuyoruz. Kendisi hiçbir şeye müdahil olmuyor, herhangi bir iş yapmıyor. Böyle bir arzu dahi duymuyor. Çok pasif bir karakterdi. Bu yüzden de hikayecilik bakımından olan biteni vikipedi'den okumak ya da ne bileyim bir tarih yorumcusunun anlatması gibiydi.
197 syf.
·
7/10 puan
Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı döver. bence...Kitabın içeriğinde envai çeşit mükemmel tespit barındıran kitap ve insanı ıslatıp ıslatıp yaşamın sert duvarlarına çarptıran, ağzını burnunu dümdüz eden kitap diyebilirim.. Mesela "çirkin bir insanla yaşıyorsanız, bir süre sonra o insanı çirkin olduğu için de seversiniz" diyen kitap.Onca yıldır hiç bir şeyi ayrı bir sevgiyle sevmediğimizi anne terliği gibi totomuza vuran kitap.daha yazmak istemiyorum.. yoksa buraya kitabı yazmam gerekecek. hala okumamış olan varsa bilsin ki, ziyandadır. Bende ki etkisini tek bir cümle ile yazıyorum.. "Ulan bi daha annem benden bi şey istediğinde "of ya" dersem allah beni bildiği gibi yapsın "
Reklam
176 syf.
·
Puan vermedi
Hüzün huzmesi.
Merhabalar, uzun bir aradan sonra yazmak istediğim bir inceleme ile sizleri  meşgul etmek için geldim. Psikiyatri Anabilim  Dalı uzmanı Kemal bey'in yazdığı kıymetli eseri biraz kurcalayacağız. Kitapta Kemal bey insan varlığı üzerinde etki eden alanlardan pasajlar  vererek bize insan varlığı üzerindeki tehditlere odaklandırıyor. Yazara göre bunlar; Dış mihrakların gizli etmenleri, propagandaları,  hegomanyaları. Dil termolijisinin bozulması (anlam sığlaşması) Yönetimsel kaos ve rejim değişiklikleri, yönetimsel ambargolar. Kültürel dogmalar Küresel Makyevelizm Toplumsal aleksitimi sendromu Modernizasyon uyumsuzluğu Melal (iç yolculuk) aşina olmayan nesil, doğal sürüm duyguların pazarlaştırılması  Batı ve Doğu arasındaki psikanaliz yaklaşımı ve Batının kartezyen (Dekartçılık)anlayışı Tıbbi sağaltımın unsurları olan Seküler ve kartezyen indirgemesi Medyanın insan zihnimi çekiştirmesi, siradanlaştırması 1984 Biradelerinin bunlar aracılığıyla yaşamlarımızda Truman Showculuk oynaması vb. birçok durumu insan lehine sabote edici unsurları barındırması ile insanı dünya üzerinde bir anlamsızlığa  ve tükenmişlige sevk etmesidir.   Yeni Dünya tanımlamasindaki insanlığın yolculuğu ve bu dönüşümler karşında hezeyana uğrayan insanlıktan bahsetmektedir. Yalnızlığın çoğalması, değerlerin tüketilmesi ve yozlaşan toplumlarda bu " çok daha sahip olma , her şeye " gudusunu tirmalasiyla metasal bir düzlemde sadece tüketmek üzere olan insanların nevrotik  bir hal üzere hemhal olmasindan bahsetmektedir.  Buna bağlı olarak cinnet, ekonomik ve ruhsal dengenin bozulmasıyla kumulatif yığınlar şeklinde ruhsuz dimağların çöküntüsüne  giden tarihi akışı dile getirmektedir.  Rejimlerin toplum üzerinde bireyselleşmeyi engellemesi kümulatif hiçlikler  yaratması, yeni bir insan kişiliği olan "Aleksitimi (duygu körlüğü) nesillerin turemesine, vantuz kiskaclari gibi toplumu duslerinden ederek şiddeti ve içsel ve fiziksel olarak cogaltmalarindan bahsetmiştir.  Oysa Yahya kemal'in beyitinde ; " Dünya biter hayalin mağlup olduğu yerde Ömrü uzatmaya gücü kalmaz hayal kurmanın." Hayal kurmayı unutmus bireylerin içsel boşluklarında  açılacak yaraların yarınlar için koca felaketleri peşinden getireceğini unutmamak gerekir. Nitekim varlık dediğimiz bizler mana aleminde yaşarız, yaşam ve içindekiler bizler için manaya ulaşmak için amactir. Zihnimizin bu kadar kakafoniyi, gürültüyü içine çekmesi felaketide beraberinde getirecektir. Değişimin yanında manevi ve kültürel değerlerin hiç edilmemesi, oz varlığımızdan uzaklaşmadan uretebilmeli, hayallerimizin  varmak istedigi okyanuslara gemilerimizi göndermeyi ihmal etmemeliyiz. Hepimiz bu kısacık hayatı içini doldurabildiklerimiz ölçüsünde var olabilecegiz. O yüzden ayağa kalk ve seni buzdan camlar içinde hapseden her şeye karşı bir adım daha at. Yarınların ve geleceğin hepimiz için aydinlik ve esenlikler getirmesi dileğiyle.
Hüzün Hastalığı
7.9/10 · 952 okunma
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42