“Kimlik, hatırlamak ve aşk konularındaki bu hikâyeyi kurarken, tıpkı bir romanı yazarken olduğu gibi, önceden hesapta olmayan bir yığın yan öğe, konucuk, tema, kişi, eşya, yer, ıvır zıvır kalemimin ucuna kendiliğinden geldiler: Unutulmuş kasabalar, çayhaneler, masalar, saat kuleleri, hayatta karşılaştığım tuhaf insanlar, kasaplar, ortalıkçı kadınlar, Şeyh Galip’ten mısralar, ağaçlar...
"Onun kelimeleri yoktu sanki. Bazı insanlar vardır, hikaye anlatırlar sana. Eve döndüğünde kafan bu hikayelerle doludur, ama adamın söylediği tek kelimeyi hatırlayamazsın."