Yeraltı edebiyatı ile tanışmama vesile olan bu kitapta Derdâ’nın hikayesini okudukça bu türün pek bana hitap etmediğini düşündüm. Ancak okudukça yeraltı dediğimiz şeyin hayatın gerçekleri olduğunu anladım. Bütün iğrençlikleriyle, kötülükleriyle hayatın ta kendisiydi…
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Yazarın kalemini çok beğendim. Yormadan, uzatmadan, akıcı bir şekilde yazmış. Böylesi bir kitabın betimlemeler olmadan yazılmış olması insanı daha da çekiyor kitaba.
Derdâ, 11 yaşında bir kız çocuğu. Annesinin bir hafta dinlen diyerek okuldan aldığı günden sonra bir daha okula dönemeyen Derdâ bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilip yurtdışına gidiyor. Orada dört duvar arasında işkencelerle, dayaklarla beş yıl geçirdikten sonra bir gece evden kaçmasıyla dış dünyanın da işkencelerine maruz kalıyor.
Derda, 11 yaşında bir erkek çocuğu. Mezarlık çocuğu Derda, çocukluğundan ergenliğine kadar mezarlığın dibindeki gecekonduda yaşıyor. Her gün mezarlığa gidip para karşılığında mezarları temizleyip sulayan bir mezarlık çocuğu. Evinden ayrıldıktan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…
Bu iki çocuğun kırk yıl boyunca hayatın her türlü şiddetine maruz kalarak birbirlerine hazırlanışlarını konu alan kitap A’dan Z’ye aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşan Derdâ ve Derda’nın hikayesi.
Seni az tanıyorum… Az…
Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuşlar gibi. Senin ve