.... İnsanlar niçin bu kadar kötü, rezil ondan bahset istersen... Niçin korkak, zavallı? Acizin üstüne üstüne gider... Kuvvetliyi ezmeye, kendi aşağılık düzeyine doğru çekiştirip indirmeye çalışır. Neden? İzah edebilir misin? Bir şaşkın yaratmaya heveslidirler, sonra o şaşkını tahrik edip geri çekilirler? Neden? Neden bu insanlar, bu halk dediğimiz kendi küçük, zavallı hesaplarının tutkularının tutsağıdır. Özgür kişiye, büyük yüreğe tahammülleri yoktur. Ah niçin bunca korkaktırlar, anlatabilir misin, niçin?
Kişinin, milliyetçi sanatçı sıfatını kazanabilmesi için; tarihteki olayları ve şahısları, bugünün şartları içinde, bugünün gözleri ile değerlendirmemesi lazım. Ne dersiniz? Bana göre, onları saygı duyan ve seven, ama alabildiğine seven bir gönlünsüzgecinden geçirerek vermesi, çok daha sağlıklı olur. Bugün yaşayan sanatçı, konusunu tarihten alacaksa içinde hiç olmazsa bir nebzecik, tarihe karşı hata işliyor muyum, endişesini taşımak mecburiyetindedir. Çünkü ele aldığı tarih öz geçmişimizdir. Resim yapıyorum diye, tarihçi değilim diye, istediğin gibi oyna renklerle, çizgilerle. Anlatabiliyor muyum?
Bizde şey var genellikle, bizde diyorum, çünkü dışarıyı pek bilmiyorum, üç aşağı beş yukarı onlar da aynıdır herhâlde... İçinde yaşanılan zamanın sınırladığı bir "güzel" anlayışı var sanatta. Sanatkâr, bu sınırın tutsağı olmaya mecbur tutuluyor âdeta. Çıkışlara, alışılagelenden ayrı bir renk saçan pırıltıya tahammülleri yok! Güzeli, bu sınırın dışında aramaya çalışırsan veya ruhumuzun, benliğimizin bir yanında uyuşmuş kalmış, eski bir güzeli bulup çıkarırsan kabul edilmiyorsun... Ya küçümseyip silmek istiyorlar seni ya deli divorlar. Herifler tembel çünkü, seni anlamayan kafalarını, gönüllerini anlamak için zorlayacakları yerde, kavrayışlarının ötesine aşanı reddediveriyorlar, kolaylarına geliyor.
.... biraz daha büyüyünce sonsuz bir düzlük gibi tasavvur ettim Turan'ı, sınırsız ve mavi-yeşil bir düzlük, gözünün önüne getirebiliyor musun? İşte onun üzerinde güzel taşlar, başıboş koşuyorlardı hep. Amma ne koşu! Hürriyetin ta kendisi! Bu koşunun rüzgârını iliklerimde duyar ve coşardım! Değnekten atlarım vardı, mahallenin sokaklarında tozu dumanı birbirine katardım... Arkamda çocuklar, askerlerim! Eyt, ver elini Turan! Esaslı bir kumandandım ha! Babama sorardım: "Turan'da herkes bizim evde konuştuğumuz gibi mi konuşacak?" "Elbette oğlum." .....