İhsan Oktay Anar postmodern potada erittiği hikayelerinde tarihi, felsefi, mistisizmin derinlikleriyle mitolojinin renklerini ekseriyetle zengin dili ve kendine özgü üslubuyla fantastik evreninde büyülüyor. İronisi, mizahı ve fantastik öğelerle süslediği tarih anlatısıyla, okuru arkaik kelimeler ve masalsı bir dille entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor. Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri, ise kullandığı zengin dilin daha yalın haliyle, hikayenin yakın tarihte geçmesiyle hikayenin yaşandığı kültürel atmosferini günümüz Türkçesiyle anlatıyor. Bu yanıyla sözlüğünü kullanmadan, okurken en kolay anlaştığım eseri oldu...
Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, isminden ötürü öykü kitabı gibi algılansa da aslında bir roman. Anar, kitabı bir hayat çerçevesi içinde kurguluyor. Bağımsız gibi gözüken fakat birbirine eklenen hikayelerdeki tematik bağlar, ortak motifler, tekrar eden sembollerle birlikte bir yapı oluşturuyor. İhsan Oktay Anar olay, zaman ve mekan örgüsünü ustalıkla iç içe geçiren kurgusuyla öyküler arasında üslubundaki akıcılığıyla beraber geçişler sağlıyor. Bu yönüyle bir hikayeden diğer hikayeye geçerken o kurmaca evrenin içinde dolaştırıyor. Anar, hikayelerine Efrasiyab ismini vererek, hem Türk hem de İran mitolojisinde önemli bir yere sahip olan efsanevi figüre ve bu kaynaklardan beslenen zengin hikâye anlatım geleneğine atıfta bulunuyor.
Kitap külhanbeyi olan Abdurrahman’ın canını almaya gelen Ölüm’le yaptığı pazarlıkla açılıyor. Ölüm, bu pazarlık sonucu gelişen oyunda romanın asıl kahramanı olan, hikaye anlatmayı seven Cezzar Dede’yi bu oyunda karşısına ortak olarak alıyor. Oyun sonrası Cezzar Dede, ile de Ölüm pazarlık yapıyor, her anlattığı hikayeyle Cezzar Dede’nin yaşam süresini biraz daha uzuyor, öyküler ilerledikçe ikili, kaderinden kaçan Uzun İhsan’ın izini