İki çıkış yolunun var olduğu bir tezatla karşılaştım. Ya akıl diye tabir ettiğim şey düşündüğüm kadar mantıklı değildi. Ya da mantıksız olarak kabul ettiğim şey düşündüğüm kadar mantıksız değildi. Mantıksal bilgime dayanarak iki seçeneği incelemeye başladım.
En büyük sınav. Ateş imtihanı. Ateşle imtihan. Yanıp küle çevrileceğin, yok olacağın yerde var olacaksın. Ateşin bir tarafından girip öbür tarafından çıkacaksın sapasağlam olarak. Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende: İşte İbrahim olmak bu
Bilir misin ne demektir unutulması
Tatlı ve beyhude bir düşün
Sen, alaycı kuşu
Ormanın?
Gün batarken
Gece olurken
Gölgeler ağlıyor
Kalbimde;
Şakı bana
Çılgın notalarını
Çünkü uyudum durdum
Tüm gün boyunca;
Ruhumun gömüldüğü
O kalleş heyecan
Sıkıntıdan hıçkırıklara boğuldu
Gün batarken.
Niye yetmiyor bu kadar para geçinmek için insanlara?
Biliyorum, şaşaladınız, dediniz ki, ne geçiyor ki elimize?
Doğru; bir şey geçtiği yok.
Eğer eski yıllar, çok eski yıllarda olsaydık, hepimiz bolluk içinde yüzecektik. Ama o bolluk içinde yüzebilmenin de bir şartı, bir bedeli vardı. Şartları, araçları vardı.