İroniktir ama, pozitife, daha iyi olana, en iyiye olan bu takıntı bize sadece durmadan ne olmadığımızı, neye sahip olmadığımızı, ne olabilecekken olmayı başaramadığımızı hatırlatır.
Gevezeliği bırak. Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını geçiriyorum. Hislerim beni şimdiye kadar asla aldatmamıştır. Müthiş bir şey oldu veya olacak. Şurada gördüğüm genç kız,bana, daha dünyaya gelmeden, daha dünyanın, daha kainatın teşekkül ettiği sıralardan tanıdığım birisi gibi geldi. Sana nasıl anlatabilirim? 'İlk görüşte deli gibi aşık oldum, yanıyorum, tutuşuyorum!'' gibi laflar mı söyleyeyim? Fakat işin tuhaf yanı bunlardan başka da söylenecek sözüm yok. Hatta burada seninle nasıl durup çene çaldığıma hayret ediyorum. Bundan sonra ömrümün bir dakikasının bile ondan uzakta geçmesi benim için ölüm demektir...
Sesinin tonu, duyanda korku uyandırıyordu; ama bedenin zayıf olması değildi buna sebep. Hapiste kalmanın, yoksul olmanın ifadesiydi. Ve hep susan bir sesin çıkmaya alışkın olmamasıydı bu. Konuşacak kimsesi olmayan bu adamın sesi gitgide kısılmıştı elbet. Canlılığını yitirmiş bu ses, duyanı maziye, çok uzaklara götürüyordu. Yerin altından geliyormuşçasına boğuktu. Terk edilmişliğin, çaresizliğin, bir başınalığın sesiydi bu.