“Alacağımı aldım ben,” dedi. “Ağacın tepesine tırmanırdım ve şefte de, kereste işinin sahibinde de, şirketin başkanında da benim yaptığım işi yapacak yürek olmadığını bilirdim. İşte o BENDİM. Oradayken herşeye tepeden bakardım. Her şey küçücük görünürdü, insanlar da öyle. Ama ben yükseklerdeydim. Boyuma uygun yerdeydim. Alacağımı aldım ben, tamam mı!”
Kimsenin kanayan dizine üflemedim bugüne kadar. Yaşlanmışlardı. Bir Kayra kadar hayat gitmişti ruhlarından. Tek bir soru sordu babası. Sadece bir tane. Yanıma geldi. Elini omzuma attı. Kulağıma eğildi. Beni öldürmesini isterdim.
Hiçbir şey o yaşlı gözler kadar acı veremezdi ne bu hayatta, ne de diğerinde! Tek bir Soru:
“Hayatta mı?”
Belki Kayra’yı kendi hayatına ve benimkine yaptıklarından ötürü hiçbir zaman sevemeyeceğim, ancak yine de onun bilinmeyen bir yerde yok olmasını da istemiyorum.Çünkü ben mutluyum.Mutlu olunabilceğinin en büyük kanıtıyım,İnsanlık, ahlak ve toplum adına onu da kurtarmak istiyorum.
Hayatın kutsallığına inanmasını istiyorum.Gerçej isminin Kayra olmadığını hatırlmasını istiyorum!
Ve artık bilmesinin zamanı geldi!Gözlerini açmalı.Nefsine sahip çıkmasının zamanı geldi.Hayat reddemeyeceği kadar güzel ve gerçek.Bu hayatta umut, sevgi, dostluk, insanlık var!Ölümse boş bir kâğıt?
Kayra Yolculuğunun parçaladığı hayatını toplayıp geri dönmelisin. Çünkü burada her şey var!...
Her Şey Var...
Yoksulluk ve güzel bir vücut yan yana geldiğinde, dünyanın hemen hemen her yerinde aynı sonuçlar doğardı.
Dünyanın En eski Mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktı...
Kim kimi duymuştu ki zaten, bugüne kadar? Kim kimin çığlığına koşmuştu ki? Komşuların hıçkırıklarını duymazdan gelen insanların kaderinde sessizce ağlamak vardı. Dünyada yardım istenecek kimse yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı.
Gönüllü yardım kuruluşları doyuruyordu belki birkaç yüz bin kişiyi, ama duyabiliyor muydu, karnını bayat ekmeklerle doldurduğu insanların haykırışlarını?
Kinyas ve Kayra'dan