Şeker portakalını okuduktan sonra ilk düşündüğüm şey böyle bir kitabın nasıl yasaklanmış olduğuydu.
Kitabın eleştirdiği bir zihniyet ile bu zihniyet tarafından "İçerisinde küfür var " saçmalığıyla başlayan bir savaşın neticesinde değerini katlamış, anlam kazanmış bir kitaptır şeker portakalı.
Kitapta anlatılanlar kurgu değil. Şeker portakalı ağacı ütopik bir diyardaki kusursuz bir bitki değil. Karakterler muhteşem hayatlara sahip değil. Anlatılanlar özbeöz hayattır. Kaçıp saklanmak için uygun bir kitap değildir bu yüzden. Günümüz dünyasında tek masum kalabilmişlerin çocuklar olduğunu düşünürsek karakterimiz Zezé'yi dinlerken mutlaka bir yanınız pişmanlık duyarken bir yanınız masumane çocukluğunuza ağlayacak.
Para hırsından ya da alışılagelmiş gaddarlıklardan şevkat duygusunu kaybetmiş, sevgi duygusunun; karşılıklı değil tek taraflı bir hak olarak görüldüğü, zalimliğin gizlendiği tozlu raflardaki bir örtü gibi kullanıldığı karartılmış bir dünyayı görebilmek imkanı tanıyor yazar. Çünkü neydi edebiyat bir kibrit çöpüydü. Etrafı aydınlatamaz ama karanlığı gösterirdi.
Küçücük çocuklara kötü örnek olarak duyarsızca çocukların zihinlerini kirleten bununla da yetinmeyerek kitaptaki o..... çocuğu kelimesine takılarak hiç okumadıkları kitabı ve belki de ismini dahi bilmedikleri bir eğitmeni şikayet ederek kendini muhteşem zanneden ağzı bozuk, zihniyeti karanlık, okumaktan uzak, nefret dolu ebeveynlere selam olsun