Miras, bir aile içinde saklı kalmış geçmişin yıllar sonra ortaya çıkıp bütün dengeleri nasıl sarsabildiğini anlatan sert ve sarsıcı bir romandır. Vigdis Hjorth bu eserde yalnızca bir miras kavgasını değil hatıraların güvenilirliğini, aile bağlarının kırılganlığını ve insanın kendi geçmişiyle yüzleşme cesaretini anlatır, hikâye ilerledikçe mesele para ya da mülk olmaktan çıkar, çocuklukta yaşananların ve bastırılmış travmaların insan hayatını nasıl şekillendirdiği görünür hâle gelir. Romanın merkezindeki karakter için miras yalnızca paylaşılması gereken bir mal değil aynı zamanda taşıdığı acıların ve suskunlukların sembolüdür, ailenin içindeki sessizlik inkâr ve görmezden gelme hâli zamanla ağır bir gerilime dönüşür, asıl çatışma mahkemelerde değil hafızada ve vicdanda yaşanır. Hjorth’un anlatımı doğrudan ve keskindir, dil süssüz ama yoğun bir duygusal basınç taşır, okur karakterin zihnindeki çalkantının içine çekilir ve geçmiş ile şimdi arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşır. Roman ilerledikçe tek bir sorunun etrafında döner, hakikat gerçekten nedir ve aile dediğimiz yapı bazen hakikatin üzerini örtmek için mi vardır. Miras aile ilişkilerinin yalnızca sevgiyle değil güç korku ve inkârla da kurulduğunu hatırlatan bir romandır, kitap bittiğinde geriye çözülmüş bir aile meselesinden çok daha fazlası kalır, insanın zihninde şu düşünce dolaşmaya devam eder, bazen gerçek miras evler ya da topraklar değil nesiller boyunca taşınan suskunluklardır.