El etek çekme düşüncesi öyle acıdır ki, bir insanın aklından geçebilmesi şaşırtıcıdır. Umutsuzluk nöbetleri sırasında, dondurucu bir ürpertinin tüm bedenini sardığını, içinin kaçınılmaz olana kendini bırakma duygusuyla, kozmik ölümle, hiçlikle, öznel bir boşlukla, açıklanamaz bir kaygıyla dolduğunu duyumsamamış kişi, el etek çekişin başlangıç aşamasını bilemez.
Peki ama nasıl el etek çekeceğiz? Her şeyi birden bırakıp (oysa tek gerçek el etek çekiş böyle olur) nereye gideceğiz? Dışarıda çöl bulamıyoruz artık; el etek çekişin dekoru eksik bizde. Güneşin altında, sonsuzluktan başka bir şey düşünmeksizin özgürce yaşayamıyorken, barınaklarımızda nasıl ermiş olacağız? İntihardan başka bir yolla el etek çekememek büyük ölçüde modern bir dram.
y ü r ü m e --- b i r l i k t e y ü r ü m e...
-Daha ulu birşey bilmiyorum. - Sevişmek bile, bütün yakınlığıyla, yüceliğiyle, güzelliğiyle;ama, patlayan ve sönen tutkusuyla, heyecanıyla, doyumuyla, birlikte yürümekten üstün değil -- hele, bir de, birlikte gidilecek bir yer(bir amaç, bir erek) varsa..
Yürüyüş--
Ne kavram ama!...
Ölüm asla şehvetli olamayacak tek takıntıdır; arzulandığında bile, o arzuyu örtük bir pişmanlık eşlik eder. Ölmek istiyorum, ama bunu istediğim için pişmanım: İşte kendisini hiçliğe koyuveren herkes bunu duyumsar. Olabilecek en sapkın duygu ölüm duygusudur. Bir de sapkın ölüm takıntısı yüzünden uyuyamayan insanları düşünün! Kendime ilişkin, bu dünyaya ilişkin bilincimi bütünüyle yitirmeyi nasıl da isterim!
Yakıcı alevler püskürten bir yanardağın patlamasından dehşetle karışık bir zevk duyardım;varlığımızdaki en ufak yaranın, bizi bütünüyle kanlı bir püskürtmeye dönüştürmek üzere çaresizce açılmasını gözlemekten! Belki ancak o zaman acıyı dilsiz, erişilmez kılan yalnızlığın yararlarını anlardık. Varlığımızın yanardağı patlayınca, içimizde biriken zehir tüm dünyayı zehirlemeye yeter miydi acaba?