“…Ama o müzedeki en iyi şey, her şeyin yerli yerinde kalmasıydı. Hiç kimse kıpırdamazdı yerinden. Oraya yüz bin kez gidebilirdiniz, o Eskimo hâlâ daha yeni iki balık tutmuş olur, kuşlar hâlâ güneye uçar, geyikler o narin bacakları üstünde o pınardan su içer ve göğüsleri görünen o Kızılderili kadın battaniyesini dokurdu. Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. “
“ Girmeyelim, hiç girmeyelim bu konulara! Ne diye dalalım bu sevimsiz konulara? Tasasız, bomboş, neşeli anlarımız arasında birdenbire ve kendiliğinden, tuhaf, bambaşka bir kapı açılıverir: Daha gülümsememiz yüzümüzde kaybolmamıştır, ama bambaşka biri olur çıkarız, yüzümüz bambaşka bir ışıkla aydınlanıverir…”
“ Konuştukları şeyler kiralanmış elbiseler gibi, kendi malları değildir. Yapacak işleri olmadığı için güçlerini öteye beriye harcarlar. Her şeye sarılan ilgileri, ruhlarının boşluğunu ve sevgi yoksulluklarını kapayan bir örtüdür. Ama orta halli bir yol seçmek ve orada derin bir iz bırakarak yürümek işlerine gelmez; çünkü böylesi can sıkar, göze çarpmaz; çok şey bilmek o zaman işe yaramaz, gösterişe yer kalmaz. “