256. Geçmiş zamanın saadetli günlerini zaman-ı hâlin elem ve kuduretli günlerinde anmak, bal üstüne zehir katmak; geçmiş zamanın bela ve fetret günlerini zaman-ı hâlin salah ve selamet günlerinde anmak zehir üstüne bal katmak kabilindendir. Hep hayalîyle zaman avutmak (insan) kendini aldatmaktır.
Yağmur suyu arazinin kabiliyetine göre te’sir ettiği gibi Kur’an’da insanların kabiliyet ve istidadlarına göre te’sir ettiğinden herkes istidad ve kabiliyetine göre nasibdar olur.
Herhangi nevi oyunla alırsa alsın kumarla alınan mal haramdır. Hatta çocukların ceviz, badem yumurta gibi şeylerle oynayıp aldıkları eşya bile haramdır. Gerçi çocuklar tekâlif-i ilahiyeyle mükellef değillerse de hukuku ibad’la mükelleftirler.
Avrupa, geçen asrın başlarına kadar, hürmete şayan bir takım cemaatlerin kucağında yaşıyordu: Köy cemaatleri, aile toplulukları gibi. Bu cemaatler bir bir kayboldu. Köyler boşaldı, Şehir işçisini koruyan localar ortadan kalktı. Aile topluluğu çöktü, ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramağa başladılar. Feminizm eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bulma davasıdır. Sonuç… Bir zamanlar yerleşik olan sınıflar, şurda burda dolaşan yığınlar haline geldi. Rüzgârla savrulan kum öbekleri gibi, aralarında hiçbir kaynaşma yok. Bu kum tepecikleri, büyük şehirler ve sanayi bölgeleridir. O zamana kadar evde, tarlada, küçük atölyelerde hayatını kazanan milyonlar, dev işletmelerin sinesinde eridi. Proletarya veya işçi sınıfı denilen yığınlar böyle doğdu.