Mevlüt Çalışkan

“Tiyatro Üzerine Mektup”, tiyatroyu bir mekteb-i edeb değil, bir mekteb-i fezâhat olarak vasıflandırır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
‘Resûlullah Aleyhisselâm'ın herhangi bir şey için ‘Hayır!’ dediği olmazdı. Yapmak istediği bir şey kendisinden istenildiği zaman ‘Olur!’ buyurur; yapmak istemediği bir şey kendisinden istenilince susar, onu yapmak istemediği susmasından anlaşılırdı.’
Görülüyor ki, bir memleketin dûçar olduğu felâketlerin sebeplerini ve mes’ullerini doğru olarak tâyin etmek kolay değildir. Çünkü bu gibi üzücü durumlarda beşerî haller pek kolaylıkla gelişir. Eğer biz, sebeplerle mes'uliyetleri ayırıp ortaya koyabileydik memleketimiz pek çok belâlardan masûn kalırdı.
"Kelimetüt-tayyibe sadakattin" buyurulmuştur. Yani güzel söz sadakadır. Ve kimesnenin rencide hatır olmamasına ikdam eyliyeler. Zîrâ dirilişlerdir : "Cerahat üs-sinâni lehâ iltiyâm ve la yeltâmü ma cereh el-lisân". Yani mızrak yarası onulur velâkin lisan yarası onulmaz dimek olur.
Bizler, çocukluğumuzda geçirdiğimiz Ramazan-ı Şerif günlerini özlüyoruz. Acaba şimdiki nesiller de ileride bu günleri özleyecek midir?