Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…
Bu yüzden, belkide, az çoktan fazladır. Belkide az, hayat ve ölüm kadardır. Belki de, seni az tanıyorum demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Belkide az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…
“Bütün bu pislik deryasının içinde mesleğini doğru yapmak için sadece akıl yetmez, aynı zamanda kocaman bir yürek gerekir. Ama o yürek çelikten yapılmıyor. Bir süre sonra el bombası gibi gümlüyor işte. O yüreği zamanız gümletmeyelim Ali. Zalimleri sevindirmenin alemi yok.”