Bir şairi eleştirmek bana saçma gelir... Yüreğimizin teline dokunmaz bazen ama başkaları için çok şey ifade eder mısralar...
Bu kitapla birlikte bir şairi tanıdım,bazı mısralarında istediklerimi buldum bazılarını sevmedim. Bazılarında hızlıca geçtim. Beni derinden etkilediğini söyleyemem ancak farklı bir tınısı olduğu aşikar.
Kitabın sonunda güzel bir söyleşi var. Ve Cemal Süreya'nın güzel bir yazısı...
Orhan veli istanbuldan
Atilla İlhan Paristen
Nazım Hikmet ovadan
Ahmed Arif ise mapushaneden sesleniyor bize
Tıpkı bu şiirde olduğu gibi
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..
Bir adam vardı. Bir yatakta beraber uyuyorduk. Üzerimize zaman örtülmüştü ama hala oradaydık. Geçmişte bir yerlerde hala vardık ve birlikte uyuyorduk. Kapı kırıldı, su içeri aktı, adam boğuldu.
Kadın öldü.
Çevrenizde okuduğunuz tüm gençlik kitaplarında Doğa ve Ediz'in farklı türevlerini bulabilirsiniz. Kurgu da insanın çok ilgisini çekmiyor. Gayet tahmin edilebilinir. Daha ilk sayfasında gelecek kitaplarda ne olacağını söyleyebiliyorsunuz. Yine de kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şey Doğa ve Ediz'in aşkı oldu. Bunu düşünen sadece ben miyim bilmiyorum ama benim için o ikisi arasındaki olay kesinlikle aşk değildi. Saplantı, belki... Stockholm sendromu, kesinlikle... Ayrıca Doğa'nın bu kadar güçsüz olması, ona devamlı zarar vermesine rağmen yine de Ediz'e sarılması ve kadın karakter bu kadar gurursuz, zayıf bir şekilde resmedilirken erkek karakterin ilahlaştırılması saçmalıktı. Kitap benim için bol derece de ergenlik ve östrojen hormonu içeriyordu.. Kısacası kalem güzel fakat karakterler çok zayıf.