"Yani azizim, gıpta ediyorum sana, beni Mecnun'un akılı olduğuna inandıracaksın neredeyse."
"Deli olsaydı yüzyıllar boyunca bunca akıllı insan oturup onu konuşuyor olur muydu üstadım!.."
İskende Pala edebi yönüyle baktığı her olayı dönemiyle birlikte anlatarak bizi her kitabında olduğu gibi bu kitabında da bir tarihi yolculuğa çıkartıyor.İlginç iç içe geçmiş olay örgüleriyle bir anda lale devrinde buluveriyorsunuz kendinizi.Elinize aldığınız filbahri renkli bir lalenin kokusuyla mest olurken bir yandan ardı arkası kesilmeyen macera dolu öykücüklerin tadına varıyorsunuz.Kimi zaman de dilimizin derinliklerinde kalmış hiç gün yüzü görmemiş kelimeleri keşfederek dilimizin bilinmeyen yanlarını öğreniyorsunuz. Unutmadan bütün bunları yaparken Osmanlı nın lale devri içinde yaşanan sevk ü sefatı,lale düşkünlüğü,padişahlerin tutumları,padişah eşlerinin siyasi rolleri,dış siyasetten tutunda daha birçok konuda bilgi edinip tarihin derinliklerinde kayboluyorsunuz. Kısacası okurken çok şey kazanacağınız bir kitap.....
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...