Bir gün sofrada söz Fatih Sultan Mehmet ‘e gelir.
Atatürk sorar: “Tarih acaba benim mi, yoksa Fatih’in mi yaptığı işleri daha mühim bulacaktır?” Orada bulunanlar hemen atılırlar: “Tabii ki sizi.” Atatürk sorar: “Niçin?” Herkes kendince Atatürk’ün Fatih Sultan Mehmet ‘den üstün bir tarafını ispatlama yarışına girer. Dalkavuk mu yok? “Sizin yanınızda Fatih de kim oluyormuş!” diyenler bile çıkar.
Bunun üzerine Atatürk, bu kişiye kızar, “Halt etmişsin” der. Şu sözler olgun bir devlet adamının bakışını yansıtır: “Ben Fatih’ten büyük olabilir miyim ? Çok kereler Fatih’in karşısında kaldığı meseleleri düşündüğüm zaman ben de aynı hal çarelerine varmışımdır. Yalnız, Fatih benim karşısında kaldığım meseleleri nasıl hallederdi? Bunu çok merak ederim. O büyük bir adamdır, büyük.”
Atatürk’ün yakınlarından Münir Hayri Egeli “Atatürk’ün Bilinmeyen Hâtıraları” adlı kitabında (1954, s. 58-59).
"Her şeye rağmen kıymetsiz ve saçma bir yanı vardı öyle bir hayatın.Yılda otuz bin dolar kazanmak iyi bir şeydi ama sindirim bozukluğu yaşamak ve insanca mutlu olma becerisinden yoksun olmak öylesine ihtişamlı bir geliri sıfırla çarpıyordu."
"Her halkın içinden hem büyük şahsiyetler hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir.Bunlardan hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerine hakim olan ruh halidir."
"Aydın olmak demek; modaya uygun elbise , şapka giymek ve kolalı gömlek giyinmek demek değildir.Aydın kesim, halkın beyni konumundadır.Halkımız sizi iyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek bir gelir elde edesiniz, geceleri eğlenesiniz diye o konuma getirmemiştir.Böyle olanlar gerçek aydın olamazlar.Onlar yozlaşmışlardır."