Giovanni

Giovanni
@GiovanniPapini
38 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Latince bir yazı var ağacın üzerinde. Erksan onu işaret etti. Sonra da bana yazıyı tercüme etti. O ağaç, "iyiliği kötülükten ayırt etme ağacı" imiş. "Peki, ne demek bu?" diye sordum. "Bu sadece Tanri ya ait bir özelliktir," dedi. Bu elmayı yiyen Âdem'le Havva iyiliği kötülükten ayırt etmeye başlamışlar. "Ve böylece cennetten kovuldular," dedi. Sonra ilginç bir şey daha söyledi; "Aslında iyiliği kötülükten ayırt edemeseydik sonsuz bir cennette yaşayabilirdik. Farkında olmak, iyiliği kötülükten ayırt etmek aslında cehennemi de kabul etmek demek. İyiliği kötülükten ayırt etmeye başladığında kendi cehennemine düşüyorsun."
Sayfa 132
Reklam
Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir. Yaşamın anlamı varsa, ıstırap ve ölümün de anlamı vardır ancak kimse bir diğerine bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bu anlamı kendi bulmalıdır ve bu cevabın gerektirdiği sorumluluğu kabul etmelidir. Bunu başaran insan, tüm aşağılayıcı durumlara rağmen büyümeye devam edecektir. Frankl, Nietzsche'den şu alıntıyı severek kullanır: "Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir." Toplama kampındaki tüm şartlar, kişinin dayanma gücünü sınamak için sözleşmiş gibidir. Hayatın olağan hedefleri tutsakların elinden alınmıştır. Geride kalan tek şey "insan özgürlüklerinin sonuncusu" olan, insanın "verili koşullar altında tavrını seçebilme" özgürlüğüdür. Antik stoikler kadar modern varoluşçular tarafından da tanınan bu nihai özgürlük, Frankl'ın öyküsünde canlı bir öneme sahiptir. Tutsaklar ortalama insanlardır ancak bazılarının en azından "çektikleri acıya değer olmayı" seçmeleri insanın dışarıdan belirlenen kaderinin üzerine çıkma yetisini kanıtlar.
Sayfa 11
Yahudilerle hristiyanlar arasında fark şurada: Yahudiler Tanrının kendilerine ait olduğuna inanırken hristiyanlar sözde daha alçakgönüllü davranarak Tanrının değil de oğlunun kendilerini kurtardığına inanırlar. İslam onlara anlatmıştır: Tanrı ne yalnız onlara, ne yalnız bunlara ait, hepimize aittir. Daha doğrusu, biz, bütün insanlar ve yaratılmış ne varsa, hatta yokluk dünyası bile yalnız O'na aittir. O'nun tasarrufundadır. İnsanlar arasında hiçbir kişi, hiçbir ırk, hiçbir topluluk, hiçbir kütleye Tanrılığı bakımından bir ayrım gözetmemiştir. Oğluysa yoktur. Bununla bir yakınlık sembolize ediliyorsa, baba-oğul parabolüne ne ihtiyaç var? Şüphe yok ki, Allah, insana, bir babanın oğluna yakın olmasından daha yakındır. Hatta, bir insanın kendine bile kendisinden daha yakındır. «Biz size şah damarınızdan daha yakınız» ayeti bunu gösteriyor.
Sayfa 59
Din
Tarih boyu bütün yenişlerimizde Bedir'­den bir koku, bütün yenilgilerimizde Uhut'tan bir koku vardır. Yani, Bedir de, Uhut da sürekli model­lerdir. Ne Bedir bitmiş, ne de Uhut. Tarih boyu bü­tün zaferlerimiz Bedir'in bir devamı, yenilişlerimiz Uhut'un bir devamıdır. Bedir ve Uhut tarihin içine girdikten sonra, çağlar boyunca ilerlemekte ve arkalarında derin bir iz bırakmaktadırlar. Hendek Sava­şıysa Bedir'le Uhut arasında bir köprüdür. Bir yöne geçişli, Bedir yönüne geçişli bir köprüdür.
Sayfa 44
Tarih