Bayan Tanizaki merhum kocasının sık sık yaptığı gibi yeni bir ev inşa etmeye karar vermesinin hikayesini anlatıyor. Mimar gelmiş ve gururla "Bay Tanizaki, Gölgeye Övgü kitabınızı okudum ve ne istediğinizi tam olarak biliyorum," demiş. Tanizaki'nin cevabı "Ama ben öyle bir evde asla yaşayamam," olmuş. Cevabında mizah olduğu kadar bir vazgeçiş de var.
Çağımızın imtiyazlarının farkındayım ve onlara müteşekkirim. Ne kadar şikayet edersek edelim, Japonya Batı'yı takip etmeyi seçti ve artık bu yolda cesurca ilerleyip biz yaşlıları geride bırakmaktan başka çaresi yok. Tenimiz olduğu renkte kaldığı sürece verdiğimiz kaybın çaresinin olmadığı gerçeğini kabullenmek zorundayız. Bütün bunları yazmamın sebebi, muhtemelen edebiyata ve sanatta, hala kurtarılabilecek bir şeyler olduğunu düşünüyor olmam.
Işık, okumak, yazmak ya da dikiş dikmek için değil en ücra köşelerdeki gölgeleri defetmek için kullanılıyor ve bu da Japon odasının temel prensibine ters düşüyor.
Modern çağda birçok anlam pınarının kuruması nedeniyle anlam giderek daha işitilir biçimde sorgulanıyor. Maddi ferah, hangi ideal hedefe hizmet ettiği aşikar olmayınca anlam ve enerji kaynağı olamıyor, dolayısıyla anlam sorusuna tatminkar bir cevap sunmuyor. Anlam boşluğunu maddi mallarla doldurmaya dönük her deneme daha ziyade kaygı doğuruyor, çünkü bunlar her zaman kaydedilebilirler. Modern insanlar anlamı nerede bulabilirler?
Onu mutlulukta bulmayı umarlar. Fakat mutluluk anlamı ikame edemez, hele uçucu gönül hoşluğu hiç edemez. Mutluluğa erişme çabasındaki ısrar, anlam yoksunluğunun yol açtığı çaresizliğin bir işaretidir sadece. Modern hayatın, aşkın ve çalışmanın stresli koşulları yaşam kuvvetlerini kemirdiklerinden, mutluluk beklentisiyle son yedekler seferber edilecektir. İnsanlar seziyorlar mıdır tehlikeyi? Çöküşe karşı koyabilmek için çılgınlar gibi mutluluğun peşinde koşarlar, habire mutluluktan dem vurulması bundandır. Böylece başka bir stres meydana gelir, mutlu olma stresi. İnsanlar mutlulukları için her şeyi yapmaya hazırdırlar, bunun tüm kuvvetlerine mal olduğunu fark etmezler. Nefes alıp veren bir mutluluk değildir bu, kemale ermenin mutluluğu değildir, tükenmişliği engellemez, tersine tahrik eder.
Birçokları için ancak bir kavramın olduğu yerde bir gerçeklik vardır; bir kavram ortaya çıktığı anda da herkes gerçekliğine bir sığınak bulmak için ona hücum eder. "Burnout" kavramının bir işlevi budur belki de: Gerçekliği insanların onu algıladığı biçimiyle kavramak ve bir reaksiyona imkan sağlamak. Hastalık olarak tanımlanması insanları tükenmiş olmaya selahiyetli kılar ve iyileşmeye hak kazandırır.