Hiçbir şey yapmadan öylece duruyorum. İçimdekileri sindirmem, yerli yerine oturtmam bir hayli zamanımı alıyordu. O yüzden mi bu kadar çok düşünüyordum bilmiyorum. Zaman su misali elimden kayıyor, yerde büyük bir göl oluşturuyordu. Göle baktığımda kendimi görebiliyordum. Yansımamı yok edemiyordum. Demek ki zaman kendimizi görmemizi sağlıyordu. Ama bu durum gördükçe üzülmeme sebebiyet veriyordu. Çünkü kendime bakmam bir işe yaramıyordu. Yaralarım beni kırbaçlarken üzerimde bıraktığı izleri, derinliklerini görmemi sağlıyordu zaman. Gördükçe utanıyordum. Bir tekne alabilirdim aslında. Daha derinlere açılıp kendimi farlı açılardan görebilirdim belki de. Ya da daha derinde boğulabilirdim. Beceriksizim ya ben, bu da gelirdi başıma. Gülümsüyordum. Ama yansımam bana gülmüyordu. Pekala o gerçekti. Gerçek olmayan ise bendim. Yalandı her şey. Ben de yalandım. Zamansız yaşayarak zamanı kaybettim. Bendim suçlu. Baş başa kaldım kendimle. Yaratamadım kendimi…
Nietzsche’nin dediği gibi; “en ağır yükü aramıştın:
İşte, kendini buldun——
Şimdi de atamıyorsun kendini sırtından.”
GİZEM DEMİRDÖĞEN