*Her seyi sürekli dinleyen tele-ekrani düsündü. Seni gece gündüz gözetleyebilirlerdi, ama soğukkanlılığınıKorudugun sürece onları atlatabilirdin. O kadar zeki olmalarına karşın, insanin aklindan geçenleri okumanin Sırrını çözmeyi becerememislerdi. Kim bilir, belki de ellerine düstügünüzde böyle olmuyordu. Sevgi Bakanligi' nda neler olup bittigini bilen yoktu, ama yine de kestirmek o kadar zor olmasa gerekti: Heralde iskenceden geçiriyorlar, ilaçlar veriyorlar, duyarlı aygitlarla sinirsel tepkilerinizi ölçüyorlar, uykusuz ve yalniz birakarak, sürekli sorguya çekerek yavas yavas bitkin düsürüyorlardi.
Gerçekler, ne yaparsaniz yapin, gizlenemezdi. Araştırıp kovusturarak ortaya çıkabilirdi , iskence yaparak sizden sökülüp alinabilirdi. Ama amaciniz hayatta kalmak degil de insan kalmaksa, sonuçta ne fark ederdi ki? Duygularinizi degistirmeleri olanaksizdi; siz kendiniz bile değiştiremezdiniz duygularinizi, isteseniz bile. Yaptiginiz, söylediginiz ya da düsündügünüz her seyi en küçük ayrıntısına kadar açığa çıkartabilirlerdi, ama nasil işlediğini
sizin bile bilmediginiz, yüreginizin içi, sırrını korurdu.
Hallward tekrar dönüp tabloya uzun uzun baktı. "Tanrım! Eğer doğruysa, böyle bir yaşam sürdüysen, seni karalayanların tahmininden bile daha kötü bir insansin demektir;" ışığı yeniden tuvale tutup incelemeye devam etti. Tuvalin yüzeyi tıpkı bıraktığı gibi duruyordu; hiçbir bozulma yoktu. Bu iğrençlik ve çürüme içten geliyordu belli ki. İşlenen günahlar tipki cüzzam yarasi gibi o seyi hizla içten içe çürütüyordu. İçi su dolu bir mezarda çürüyen bir ceset bile böylesine dehşet verici görünemezdi.