Tüm hayat bir sanat üzerine inşa edilmiştir. Bunları gören, duyabilen, hisseden kişi sanatçı olur. Kıyısından köşesinden tutanlar ise sanatın alıcıları. Fakat sanatçı ya da alıcı fark etmez, bir kez bu düzeni yitiren, tüm bu kusur kusuruzluğunu kaybeden; şikayet ederek, ruhsuzca, acı içinde yaşamını sürdürür. Dahası, neyi kaybettigini bile göremez. Çünkü yaşamın sanatını yitiren insandan geriye yalnızca bir organ yığını kalır. Zihni sislidir.
Şehrin alelade koşturmacası, arkası gelmeyen sorumluluklar bunu yad ettiriyor insana: Kaç vakit oldu sahiden, sanatla görüşmeyeli?
Gürkan Kadıoğlu
Sistem, insanın özel yanlarını yok etmekte ustadır. Alışkanlık eşiğinden geçince, kendini adadıkların, mecburiyetinin altında paspas olur. Bastıkça eskitirsin. Ta ki tanınmaz bir hale gelinceye kadar.
Sonrası kimlik bunalımı, öfke.
Sebepsiz değil; bu ülkede herkesin kaşları çatık.
Gürkan Kadıoğlu
Tamamen, doğruca ilerleyebilmek duygusuzluk gerektirir. Güdüler alıkoyulur, hisler bastırılır, nefes yerine hırs solunur. Yükselmek, insanın kendisine rol yapmasını gerektirir biraz da.
Düşünüyorum, manyetik bir bedene sahip başarı mı yoksa, pimi çekili bir huzursuzluk mu? En beteri ikisinin arasında ezilip gitmek -milyonlarcası gibi.
Şimdi şehirleri yaksak, altından nice yeni insan doğar.
Gürkan Kadıoğlu