Arzu ve hevesin yeri sorumluluğa dönerse, çevreye olan bağ kopar. İnsanlardaki "kalabalık mutsuzluğun" sebebi budur. Bütün gün bir sorumluluktan ibarettir; yapılan işlere karşı bir arzu yoktur, angarya vardır.
Kişi, bu angaryanın içinde yeniden nefes alabilmek için zihninde kendine ikinci bir yaşam örer. Anlaşılmamanın ilkesidir, yanlış yerde yaşamak. Fakat insan böyleyken ruhu bayatlar.
Gürkan Kadıoğlu
Aykırı ruhun atlası düzensizlik eğilimi ve sorgulamaktır; çünkü düzene meyleden insan, dişli bir sistemin en sevdiği işçidir. Düzensizlik eğilimi, -anarşist bir güdüyle yapılmadığı takdirde- sorgulayan bir zihnin davranışıdır.
Gürkan Kadıoğlu
Hayalet, en kolay tarifle bir uyanış, bir başkaldırı hikâyesini anlatıyor. Eserde hayata karşı yeni bir sanat bağışlamaya ve bu sanatla yücelmeye çalışan; kendini toplumdan soyutlamış bir çocuğun yolculuğunu okuyoruz. Takınması gereken tavır, çevresel etkiler, hayalleri, idealleri ve sanatı arasında sıkışıp kalan bu yalnız çocuk, karmakarışık bir iç dünyasıyla karşımıza çıkıyor. Bu sırada, hayatı iyice alt üst olmuşken, dolabının arkasından aniden çıkan ve onun defterine notlar bırakan karanlık bir silüet yolculuğuna ortak oluyor. Çocuk ona Hayalet ismini takıyor ve beraber, modern insan yaşamını irdelemeye başlıyorlar. Kitap on bölümden oluşuyor; hikaye büyük ölçüde metaforlarla sürüyor. Çocuk ve gerçek olup olmadığı konusunda şüpheye düştüğü Hayalet'in, laçkalaşmış modern yaşama kendi ideallerini yerleştirmeleri, bu metaforlar aracılığıyla okura ulaştırılıyor ve yine eleştirel bir sonla hedefine varıyor. Hayalet, bir post-modern edebiyat ürünü. Eserin geçtiği ve çocuğun yenmeye çalıştığı mekan Gösteri Dünyası, insanları yöneten ve uyutan sistem sahipleri ise Megalomanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Aynı şarkıyı tekrarlayan denize bakıyorum; peşinden yine sesler büyüyor. Sesler sabaha çekiliyor, sonra renkler yerlere dökülüyor, dokular ve kokular akıp gidiyor. Duyamıyorum.