"Karamsar rüzgârdan şikayet eder. İyimser değişmesini bekler, gerçekçi yelkenini rüzgâra göre ayarlar."
"Görmeyi öğrenin, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu göreceksiniz."
"Öldüren de ölüyordu aslında.
Savaşın en acı yüzü de buydu."
"Hatta buradaymiş gibi gidersin ki bu daha da kötü. Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir."
"Annenin ölümünün dilbilgisi, grameri olmuyor ki. İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu."
"Senin olmadığın bir hayatın tarifi yok, senin olmadığın anın tek izahı geçmeyen bir ağrı o derece kaplıyor ki her yanını nerenin ağrıdığını bile ayırt edemeyecek hale geliyorsun."
"Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz."
"Yüreğinin nasıl yandığını soyleyebilenin ateşi azdır. " Acaba bu sözcüklerin çırası ateşi yatıştırıyor mu, yoksa onu daha da mi harlıyor?
"Anne içinde yüzdüğümüz hava gibidir.Baba bambaşka bir şeydir."
"Sadece çocukluk ve ölüm vardır." derdi Gaustin.
"Ölümden korkmanıza gerek yok. O varsa biz yokuz, biz varsak o yoktur." Epikür.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?
O denli yok ki her boş anı yokluğuyla dolduruyor.