Unutamamak; yaşananı geride bırakmak değil, onu her gün yeniden taşımak anlamına geliyor.
Bir gecede öğrenilenler, hayatı siyah mermer gibi katı bir zemine oturtuyor;
ne esniyor ne de siliniyor.
Kadınlık bir deneyimden çok, kuşaklar boyunca devreden bir hâl.
Kabullenmek, beklemek, gölgede kalmak;
bazen ahlak, bazen sadakat, bazen sevgi sanılıyor.
Oysa hepsi, içselleştirilmiş bir suskunluğun farklı biçimleri.
Bellek bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir yük hâline geldiğinde,
kişisel hayat da özgür bir alan olmaktan vazgeçiyor.
Aşk, bağlılık ve başarı;
ancak izin verilen sınırlar içinde var olabiliyor.
Annemin Uyurgezer Geceleri,
kadınların yüzyıllardır taşıdığı görünmez yükün
bilinçdışından sızarak bugüne nasıl şekil verdiğini anlatan,
sert ama sessiz bir roman.