Büşra H.

Büşra H.
Bende kül, bende kanat,bende gizem bırakmadılar
39 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·144 syf.··
2021 10. kitabı
Kendi kitaplarıma ilk defa sahip olma dönemimdi ve ikinci el kitabevinden aldığım kitabın ilk sayfasında eski sahibinin ismi yazılıydı. Kitabın artık sahibi ben olduğuma göre kendi ismimi yazabilirim diye düşündüm, böylece bir alışkanlık edinmiş ve mülkiyetimi de kalıcı hale getirmiştim. Bugün üzerine yazmak istediğim kitabın ilk sayfasında kitabın alınış tarihi 19.04.2015 olarak yazmışım. Bundan altı sene önce alınmış bu kitabın tozunu, üzerine bir iki kelam ederek almak istedim. Kitabın adı ‘Yalnız Gezerin Düşleri’ yazar ise Rousseau. Kitap Rousseau’nun biyografik, deneme tarzında oluşturulmuş bölümlerden oluşuyor. Bölümlerde birçok konuya değinmekte, gerçekten de gezintilerinde üzerine düşündüğü şeyleri yazdığı bu yalnız gezer adam yer yer sahtelikten, çevresindekilerin korkunç iki yüzlülüğünden, ahlaki doğruluktan bahsederken yer yer de kendi hakkındaki söylenenlerden ilerliyor. Yani yalnız başınıza ne düşünebilirseniz o da kendi hayatından bunları çekip güzel bir üslup ve zekice tespitlerle ele alıyor. Birinci gezinti yani kitabın ilk sayfası şu cümleyle başlıyor: “İşte artık, ne bir kardeşi, ne yakını, ne arkadaşı, ne de ahbabı olan ben, yeryüzünde yapayalnızım.” Bu bir itiraf ya da içsel bir hesaplaşma mı diye düşündürüyor bu cümleler. Daha sonra insanların ona yaklaşımından ve inzivaya çekiliş hikayesini kendi bakışıyla anlatıyor. İlerleyen sayfalarda şunu söylemekten de geri durmuyor nitekim “Bu sayfalar hayallerimin düzenli olarak tutulmuş şekilsiz bir güncesi olacak sadece. Bu güncede benden çok bahsedilecek çünkü düşünen yalnız biri ister istemez kendisiyle fazlaca meşgul olur.” Sayfalarda mutsuz bir adam tasviri var, etrafına güveni kalmamış, herkesin kendi hakkında konuştuğuna dair obsesif düşüncelere sahip hatta kalleşçe onun düşüşünü izlemek isteyen
Yalnız Gezerin DüşleriJean-Jacques Rousseau · Öteki Yayınları · 19995bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zamanın Kokusu ve Geç kalmışlığın Tadı
Puan vermedi·136 syf.··
2021 3. kitabı
Neden kimse bir yavaşlık tanrısı icat etmedi? PETER HANDKE ‘’Yeryüzünde geç kalmışlığın ilacı yoktur’’ bir kitaptan altını çizdiğim bu cümleyi ilk okuduğum günden bu yana düşünüyorum ve ara ara beni kaygılandırsa da bir yerlere kapı araladığını söylemeliyim. Telafisi mümkün olmadığını söylediğimiz bu çetrefili hastalık tam olarak nedir? Ben bu eğilip bükülebilen, hızlanan bazen yavaşlayan zamanın içinde bir şeyleri kaçırıyor muyum? Bu soruyu muhtemelen yirmili yaşlarındaki herkes sormuştur. Bir cevaba ihtiyaç duyuyor gibiyiz bu konuda. Biz bu soruyu Byung- Chul Han, Zamanın Kokusu kitabıyla inceleyelim. Zaman kavramı çağlar boyunca gizemini korumuştur. Mısırlılar gök cisimlerinin hareketine bakarak bir takvimi buluyor, zamanı kristal bir çizelge yapıyor ve biz bir döngünün içine düşüyoruz. Ocak, şubat mart…. Pazartesi, Salı, Çarşamba tekrar pazartesi….. Bir başa dönüş var fakat şairin dediği gibi ‘’burada kalamazsın başa dönemezsin’’ hep ilerlemek zorundayız ki sen dursan da seni omuzlarıyla ittiren bir zaman çizelgesi, akış, yaşayış, hız ve gelişim var. Bir gelecek var hepsinin bir adım ötesinde. Geleceğin bir kaçan ayna olması muhtemelken bizim onun peşinde sürekli koşturmamız da kaçınılmaz oluyor. Kendi kendimizin peşinde koştuğumuz ama kendi kendimizi kaybettiğimiz bu hızlanma çağında azığımız ise geç kaldım korkusu oluyor. Geç kaldığımızı hissettikçe daha hızlandığımız hızlandıkça da uzaklaştığımız bu yolda bir süre durup etrafınıza bakmalısınız. Hızlandıkça deneyim oranını arttırdık, peki nitelik? Yaşadığınız onca şeyin arasında durup ne hissettiğimizin farkına varmaya zaman yoktur. Geldiği gibi gönderdiğimiz bu yaşantıların ardından yenisini istiyoruz çünkü, daha fazlası daha çok yaşadım hissini vermek zorundadır(!). Burada modernite aleyhtarlığı ya da
Zamanın KokusuByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20181,377 okunma
10/10
·172 syf.··
2018 11. kitabı
İsmet Özelin kitap isimlerinde geçer. "Waldo sen neden burada değilsin" ve "Henry sen neden buradasın" kitap isimlerinin hikayesi şöyle: henry david thoreau, abd'nin meksika'ya karsi yuruttugu emperyalist savas sirasinda konan nufus basina vergiyi, 'odedigi dolar bir adam oldurmek uzere, baska bir adam veya tufek satin almaya yaramasin' gerekcesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yatti. ralph waldo emerson (İtaatsizlik kavramını temsilinde biraz daha kıdemli sayılıyor ), telasla arkadasini gormek uzere onun hucresine girdiginde aralarinda soyle bir konusmanin geçtiği anlatilir: - henry, neden buradasin? -waldo, sen neden burada degilsin? Kitapla ne ilişiği var diye sorulacak olursa hapiste yatan Henrynin yazdığı manifestonun adıdır "sivil itaatsizlik". Kitap müthişti. Sivil itaatsizlik kavramını şu üç başlık altında inceleye biliriz.1) bir kimsenin ülkesinin yasasında " daha yüce" bir yasa vardır. Bu vicdanın yasasıdır. İçten gelen sesin kosmosu kuşatan birleştirici ruhun yasası... artık ne demek isterseniz. 2) kimeleyin yüce yasa ve ülkenin yasası bir biriyle çatışır duruma geldiğinde kişinin ödevi "yüce yasaya" uymak ülkenin yasasına bile bile karşı gelmektedir. 3) kişi ülkenin yasasına bile bile karşı geliyorsa bu eylemin bütün sonuçlarını göze almayı istiyor olmalıdır. 4) oysa hapse atılmak sanıldığı kadar kötü bir durum değildir bu iyileri dikkatini kötü olan yasaya çekmeye ve yarayacak ve bu yasanın kaldırılmasını sağlayacaktır. Sivil itaatsizliğin en güzek yanı içinde "ŞİDDET" barındırmamasıdır Kitapla ilgili zilyon tane not aldım sanırım. Benim ara ara karıştırmak istediğim bir kitap olarak enlerime girdi.
Tarih
Sivil İtaatsizlik ve Pasif DirenişHenry David Thoreau · Vadi Yayınları · 2015141 okunma
7/10
·261 syf.··
2018 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2018 13:39
Sineklerin Tanrısı, biraz kitap okumuş olan insanların bildiği distopik tarzda yazılmış bir eser. Yine de konusundan bahsedilecek olursa, 2. Dünya savaşında güvenli bölgeye gidecek olan bir grup çocuğun uçağının ıssız bir adaya düşmesini konu alıyor. Başta domuzcuk ve Ralph'ın tanışmasına şahitlik ediyoruz. Ralphın bulduğu deniz kabuğu sonraki olayları şekillendirecek bir olay olacaktır. Burada şu dikkati çekiyor bir şeyin değeri insanların ona duyduğu duygu ve düşünceler neticesinde şekilleniyor deniz kabuğuna duyulan sevgi ve hayranlık Rahlp'ın şef olmasını sağlayacaktır. Deniz kabuğu öttürülerek diğer çocuklarında açığa çıkması sağlanır. Artık farklı yaşlarda bir grup çocuk ıssız bir adada olsa ne olurdu diye başlıyoruz hikayeye benim aklıma maceralarla dolu günler gelirken William Golding'in aklına daha realist daha karanlık şeyler gelmiş olacak ki kitabın son 50 sayfasında yer yer insanın dikkat kesildiği olayları kaleme alıyor. Başta her şey iyidi küçük kanunlar koyulmuştu çocuklar üzerinde de hâlâ toplumun baskısı devam ediyordu. Burada kitabın belkide saf kötüsü Roger güzel bir örnektir. Küçüklerden birine taş atmak istiyor ama bunu alenen yapmak yerine biraz ilerisine atarak gerçekleştiriyor, hâlâ içinde kurallar sonucu verilen cezaların izleri var ama bu izler çok kalıcı olmuyor ki bunu Domuzcuk'un üzerine düşürdüğü koca taş parçasından anlıyoruz. Çocukların davranış şekilleri oldukça güzel kurgulanmış. Her an karşına çıkabilecek bir Rahlp vardır çevrenizde, fırsatını bulduğunda kuvvetini ortaya koymaktan çekinmeyecek bir jack de görebilirsiniz. Kitabın isminin nerden geldiğine bakarsak çocukların üzerinde hakimiyet kuran korkunun yansımasıdır. Jack avladıkları domuzların başını canavara yani korkuya adamaktadır. Biz kitabın belkide en iyi karakteri somon
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
8/10
·246 syf.··
2018 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2018 23:55
Kırım bir yaradır, geçmişi elemlerle dolu kapanmayan bir yara. Kırım yazarı Cengiz Dağcı milyon tane kitap yazsa da bu dramı anlatmaya yetmez. Her santimine binlerce trajedi düşüyor.Kitabı okuyorsun öyle yerler var ki pencereyi açıp bağırma isteği uyandırıyor. Unutmuş olduğumuz unutmamız gereken şeyleri hissettiriyor kitap. Yurt, millet kavramlarına daha bir sarılıyor insan. Sadık'ın o yurtsuzluğu insanı kahrediyor. En acısıda Türkistan umuduyla Alman buyruğu altında savaşması, biliyor olmayacak ama başka çözüm yok. Romandaki olayların tarihsel gerçeklerle örtüştüğünü bildiğimden daha bir etkileyici oluyor. Biliyorsun Sadık gibiler vardı, Marya gibiler vardı, Ahmet Akın gibiler vardı. Öldüler... okuyun bu kitabı daha doğrusu hayatınızda bir Cengiz Dağcı kitabı okumuş olun.
Edebiyat
Yurdunu Kaybeden AdamCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20201,913 okunma