Tuğşad

"Peki," dedim. Ellerimi kıçına koyup öptüm onu. "Fazla ileri gitmeyin ama," dedi Laura. "Sarılıyoruz sadece," dedi Jerry. Elimi eteğinin içine daldırıp külotunu çıkarmaya çalıştım. Kolay değildi. Çıktığında ben çoktan hazırdım. Dilini ağzımın içine sokup çıkarıyordu. Yanlamasına iş tutarken bir şey yokmuş gibi görünmeye çalışıyorduk. Birkaç kez dışarı çıktı ama Jerry ânında tekrar yerleştirdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Eh, umarım çapkınlık günlerin geçmişte kalmıştır. Bilirsin ya, daha fazlasını toplum kabul etmez." Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve kor-kutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım. "Toplum dediğin şey sen değil misin?" Bu cümle dilimin ucuna kadar geldi ancak Horiki'yi kızdırmak istemediğim içın sustum. (Toplum bunu kabul etmez.) (Toplum değil. Sen kabul etmezsin, değil mi?) (Eğer böyle yapmaya devam edersen, toplum sana iyi davranmaz.) (Toplum değil yani. Sen.) (Toplum seni canlı canlı gömer.) (Toplum değil. Beni gömecek olan sensin, değil mi?)
Haydarpaşa garında 1941 baharında saat on beş. Merdivenlerin üstünde güneş yorgunluk ve telaş. Bir adam merdivenlerde duruyor bir şeyler düşünerek. Zayıf. Korkak. Burnu sivri ve uzun yanaklarının üstü çopur. Merdivenlerdeki adam -Galip Usta- tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur: «Kaat helva yesem her gün» diye düşündü 5 yaşında. «Mektebe gitsem» diye düşündü 10 yaşında. «Babamın bıçakçı dükkanından Akşam ezanından önce çıksam» diye düşündü 11 yaşında. «Sarı iskarpinlerim olsa kızlar bana baksa» diye düşündü 15 yaşında. «Babam neden kapattı dükkanını? Ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına» diye düşündü 16 yaşında.
Androkles bir yasa aleyhine konuşurken, yasaları düzeltmek için de bir yasa gerektiğini söylediği zaman aleyhinde tezahürat yapan dinleyicilerine şöyle yanıt vermişti: "Ne kadar inanılmaz ve imkânsız görünse de tuzlu su içinde yaşayan balıkları pişirirken tuz ekeriz ve zeytinyağı onlardan üretildiği hâlde zeytinleri bozulmasınlar diye zeytinyağı içinde muhafaza ederiz."
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar; Hatta çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi; Kundurası vurmadığı zamanlarda Anmazdı ama Allah'ın adını, Günahkâr da sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi’ye. Mesele falan değildi öyle, To be or not to be kendisi için; Bir akşam uyudu; Uyanmayıverdi. Aldılar, götürdüler. Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü. Duysalar öldüğünü alacaklılar Haklarını helal ederler elbet. Alacağına gelince... Alacağı yoktu zaten rahmetlinin. Tüfeğini deppoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matarasında dudaklarının izi; Öyle bir ruzigar ki, Kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigâr. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısıyla: