"Bir hikayeniz yoksa, nasıl yaşıyorsunuz?" Diye sözümü kesti o gülerek.
"Tamamen hikayesiz! Yani, bizde dendiği gibi, bir başıma yaşadım, yani tamamen yalnız - yalnız, tümüyle yalnız- anlıyor musunuz, nedir bu yalnız? "
"Ama nasıl yalnız? Yani hiç kimseyi görmüyor musunuz?"
"Ah hayır, görmesine görüyorum -ama yine de yalnızım -"
Gelin görün ki hep aynı yanıtı alıyordum: "Bu bir şapka." Böyle olunca artık ona ne boa yılanlarından bahsediyordum, ne balta girmemiş ormanlardan, ne de yıldızlardan. Onun seviyesine inip ona briçten, golften, politikadan, kravatlardan falan söz açıyordum. Bu büyük kişi de böylesine aklı başında biriyle tanıştığına memnun oluyordu.