Gülçöhrə Abasova

Gülçöhrə Abasova
@Gulchohra
7 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Kolera'daki çocukların hayatı, kimi zaman cam kenarında, kimi zaman da koridor gibi sokaklarda canlılık buluyordu... Zaten o iyi insanların gece soyunulan yerde gündüz giyinmeye yetecek cesaretleri de yoktu... Çöp poşetlerinin başına biriken kalabalık, cesedin kime ait olduğunu incelerken, softa, keresteci dükkânının sota yerine geçmiş, bileziğin üzerindeki kanları temizliyordu! Her şeye rağmen bütün fırsatlar değerlendirilmeliydi. Softanın ve aynı zihniyeti taşıyan bütün insanların vazgeçmedikleri felsefe buydu!... Gençliğini bir süre daha ayna karşısında seyredip sustalıyı bileklerine indirdi! Arka sokaklarda keman filosu tüm kenti uyandıracak biçimde ağlıyor, darbukalar kalp atışlarını en parlak yıldıza hissettiriyordu...
Reklam
Hasana ancak, Hasan gibi yaşamın ötesine, ölüme düşmüş insanlar yaklaşa bilirler, onunla aynı ipte oynayabilirlerdi... Öldürün, diye meydan okuyordu Esme. Ben oğlumsuz bir yere gidemem... Allahın özenip bezenip bin yılda yaptığıdır anan gibiler, onlar Allahın yeryüzündeki sevgilileridir, hortlak babana, kel Kerime uyup da öldürme ananı... Kadınları çocuklara öldürtürler... Anasının tandıra girmiş başındaki saçlar yanıyordu. Anavarzaya doğru aldı yatırdı...
Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi... Bir bakıma haklı. Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden öldürürüz. En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız... Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. Günlerin adı bile... Belli günlerde belli yaşamaları vardır. Pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarşambaları çarşambalık! Hep ayrıntılar! Paranın sayısı gibi. Güler'in mavi gözlü oluşu gibi. Sıkıntımın da, sevincimin de kaynağı bu. Gücün dayanmaktansa yalnızlığıma kaçarım. Bana tek insan yeter. Sevişen iki kişinin kurduğu toplum. Huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktu...
İnsanın sevdiği bir ev olunca kendisine mahsus bir hayatı da olur... Ne ölüm var, ne de hayat var. Biz varız. İkisi de bizde. Onlar, ötekiler sadece zaman aynasından geçen küçük, büyük arızalardı. Asıl büyüklük, ölüm şuuruna rağmen gösterdiğimiz cesarette. Köpek bu arkadaşlıktan çılgınca memnun, etrafında dolaşa dolaşa yürümesi yetmiyomuş gibi, acayip sesler, küçük havlamalar ve hırıltılar çıkararak yürüyordu. Mümtaz, -bu hiç olmazsa sevinmesini biliyor- diye düşündü. İnsanoğlu tam sevinemez, bu onun için imkansızdır. Düşünce vardır, küçük hesaplar vardır ve korku vardır. Bilhassa korku vardır. İnsanoğlu korkan mahluktur. -Hangi büyük mucize bizi bu korkudan kurtarabilir? Şeytan olsam, senin içinden konuşurdum. Beni göremezdin.
-Senin düşüncelerin çürük! Çürük ve zararlı. Komünizm çerçevesi içinde senin bu düşüncelerin üzerine tartışmaya yer yok. Senin bu düşüncelerin on dokuzuncu yüzyılın burjuva milliyetçilerine ve günümüzün zararlı ve tehlikeli Batı felsefesine ait düşüncelerdir. Büyük Bolşevik ihtilâli senin bu düşüncelerini yerin dibine gömdü. Senin karşında duran insan iyi bir insan mı kötü bir insan mı, bunun önemi yok. Senin karşında duran insan, her şeyden önce, komünizm kurucusu olmalıdır. O, bir komünizm kurucusu ise, ne kadar kötü bir kişi olursa olsun, onun gücünden yararlanacaksın. Senin karşında duran kişi bir komünizm kurucusu değilse, onu yok edeceksin. Hemen, yok edeceksin. Öldüreceksin! Biz yaşamak istiyoruz, Selim. Bırak bizi! Kendi kendimize bırak bizi. Dokunma bu halka. Biz senin kapitalizmin ne, sosyalizmin ne, burjuvan ne, bilmiyoruz. Bu halk buacayip sözlerin mânâsını bile bilmiyor. Biz sadece yaşamak istiyoruz; çalışıp yaşamak istiyoruz. Bunu mu çok görüyorsun bize? Komünizm.. Burjuva! Milliyetçi!.. Nedir bunlar? Bu sözlerin mânâsını sen kendin de iyice bilmiyorsun, Selim! Neredesin sen, Selim? Kendine bir yol bulduğunu sanıyorsun. Oysa dört yanın orman. Sık, geçilmez, kara bir ormandasın, Selim! Sana yabancı, senden olmayan insanlar senin kafanı karmakarışık etmişler, Selim. Öyle sımsıkı sarılma toprağa, dedi Banderçuk, Karov'a yaklaşarak -bağrına alır seni; bir daha da kalkamazsın!.. Toprak dediğin insanoğlunu yedirip beslerken iyidir. Gökyüzü daha güzel. Gel, gökyüzüne bakalım... Ben senin komünistliğine dokunmuyorum. Ol! Komünist ol!.. Git, saçından tırnağına kadar kendini öz halkının ve milletinin kanına boya! Kes bu halkı! Kes, doğra, öldür!.. Yok et bu milleti, yok et bu halkı! Bu atalar toprağı üstünde halkının bir tek ayak izi kalmasın! Yap!.. İstediğini
Reklam