Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için.
“Cehalet bulaşıcıdır. Cehalet salgın bir hastalık gibidir. Bir kez vücuda girdi mi bu virüs hızla yayılır. Onu durduracak tek bir aşı var: Kitaplar! Acilen dönelim kitapların dünyasına."
“Az gittim uz gittim, hayatımın merkezine yazmayı koydum. En nihayetinde gele gele Beden ile Beyin arasında bir ikileme vardım dayandım. Bu bir dönüm noktası ömrü hayatımda. Ve and olsun ki ben, Beyin'i seçtim. Bundan böyle Beden değil, Beyin
olmak istiyorum yalnızca. Kadınlıkta kadınsılıkta, ev hanımlığında, karılıkta, anaçlıkta doğurganlıkta yok gözüm. Ben
sadece ve sadece yazar olmak ve öyle kalmak istiyorum.”
Normal kadın kimdir?
Sıfatsız düşünemiyor, tanımlayamıyoruz. "Normal kadın"ın da birtakım sıfatları var. Kanıksadığımız sıfatlar bunlar: Anaç/barışçıl/şefkatli/duygusal vb… Alışmışız. Böyle öğrenmişiz büyüklerimizden ve böyle öğretmişiz küçüklerimize. Sorgusuz sualsiz kabullenmişiz. Kadınlara atfedilen sıfatlan "normal" ve "doğal" addetmişiz.
Oysa bunların ne katlan doğuştan? Ne kadarı sonradan edinilmiş, yani toplumsal? Acaba sahiden doğuştan duygusal ya
da anaç mı doğuyor kız çocuklan yoksa toplum, aile ve kültür tarafından böyle mi şekillendiriliyorlar peyderpey?